DÖRT

İnisiyelerden mitolojilere kadar yayılmış olduğunu söylediğin ortak kavramlar, Orakl Ritüelleri'nin tek bir kaynaktan aktığını gösterir. Kaynaktan gelen tanrının sözünü detaylandırmadan önce, ortak olduğunu söylediğin bu kavramlardan biraz sözeder misin Sahip?

Aslında senin de çok iyi bildiğin kavramlar bunlar: Sirius, Orion, İsis, Osiris, Apollon, Reenkarnasyon, Karma, Dharma gibi bilindik isimler.

Günümüz yükseliş doktrinlerinde, Kıyamet İşçileri misyonlarında, spiritüel toplaşmalarda ya da bireysel yol arayışlarında bu kavramlara rastlamak mümkün gerçekten. 12 Millenyum içerisinde bu kavramlar hiç değişime uğramadı mı?

Bazıları uğradı, bazıları ise daha da netlik kazandı. Örneğin Reenkarnasyon-Genedoğum kavramı en çok sapmaya uğrayan anlamları barındırır oldu. Günümüzde; şimdi yaşayan Benlik'in, geçmiş tarih içerisinde farklı kimliklerle bedenlendiği fikri, Reenkarnasyonun genel tanımı içerisine sokuluyor. Oysa Reenkarnasyon, her nefes alışverişimizde meydana gelen İçe/Dışa Oluş'un bir aynasıdır. Evren'in bir An içindeki varoluşu, hiçlikten enkarne oluşu yani doğumudur. Enkarne olan Evren'in; organik ya da bilinçli ya da canlı ya da hacimli ya da eterik ya da astral ya da mental ya da kozal olan her zerresi, her tezahürü Evrenin Reenkarnasyonu'nu temsil eder.

Evrenin andan ana devinimi, her seferinde evreni oluşturan parçaların genedoğumuna neden oluyor, öyle mi?

Evet. Reenkarnasyon, Benlik'in deneyimlerinden kendine pay ayırdığı zaman dilimlerini sahiplenmesi diye bir şey değildir. Benlik'ler, tezahür ettikleri bilinç alanlarında bilgiden bilgiye, deneyimden deneyime enkarne olurlar. Bedenli Varoluş ise, zaten Tek ve Bütün'dür. Bütünün içinde hareket eden her Benlik, Tek'in reenkarne oluşudur. "Bir önceki yaşam" diye bir şey olamaz. Eğer öyle olsaydı, belirli Benliklerin kendi inisiyatifleri doğrultusunda tekrar tekrar doğarak tekamülü parselledikleri düşünülebilirdi. Oysa hepimiz, herkesdik ve herşeydik zaten. Hepimiz yine herkes ve herşey olarak devam edeceğiz; ta ki ezeli ve ebedi Birlik'te nihai yokoluşa kadar... Şunu da atlamamak gerek: Avatarlık ya da Yükselmiş Üstadlık, ya da belirli bir Plan dahilinde yaşanan tekrar bedenlenmeler bu konunun dışındadır.

O halde geçmiş yaşamında İskit Ülkesi'nde, ya da Ortaçağ'da ya da Antik Yunan'da ya da Andromeda Galaksisi'nde, ya da Fransa'da yaşadığını düşünen insanların kastettikleri sadece bir yanılsama olabilir mi?

Benlik; Dikkat'ini celp eden bir kavram bütünlüğünde yaşadıklarını neden-sonuç ilişkisine dayandırabilmek için, olayları ve kişileri yaratma gereksinimi duyacaktır.

Bir çeşit savunma mekanizması mı üretmektedir?

Yöresel etkinlik çerçevesinde yaratılmış bir reenkarnasyon inancının tezahür ediş biçimi; sanki önceki hayatların bugünkü hayatındaki ipuçlarını değerlendirerek ya da ekiminezi çalışmaları sonucu elde edilen ipuçlarını değerlendirerek böyle bir sistem oluşabilir/oluşturulabilir/özgür iradenin böyle bir sistemi tercih etmesine izin verilebilir. Yani reenkarnasyonun önceki bedenli Benlik Bileşimleri'nden olduğu inancı gelenek haline dönüştürülürse, İnanç enerjisi o bölgede lokalizasyona gidebilir. Bu tip lokal enerji alanları, global bir ağ da örebilir. Böylece reenkarnasyonun ne olduğuna dair ipuçları bu ağ'a takılan enerjilerden elde edilir. Savunma mekanizmasına denk düşen tarafı ise bence şu: Bugünkü yaşamındaki negatif ya da pozitif eğilimlerin geçmiş yaşama dayandırılması, Benlik için inandırıcı olabilir. Ama böyle oluşturulan bir reenkarnasyon düşüncesi, karma ve dharma kavramlarına olan yaklaşımı da etkileyecektir.

Düşündüğümüz ve yaptığımız her edim, bir sonraki karmamızı etkiler. Bu kaçınılmaz bir dengedir.

İşte bir an'dan diğer an'a geçen Benlik'in hareketini izlemektense; uzun zamanlar alan geniş çaplı Benlik hareketlerini izlemek daha zor ve gereksizdir. Şimdiki an'ını bilmeyen birinin, geçmişteki 10 farklı yaşamına dair bilgilere sahip olmasının bir anlamı yoktur.

Aslında çok yaşamlı bir reenkarnasyon inancı, BİRLİK düşüncesine de ters. Birlik Hali'nin içinde Benlik'in ısrarla kendisini araması, geçmiş karmalarını düzeltmeye çalışması; Benlik'in, hatta aklın bir oyunu gibi. Sanırım "ölümden sonra yaşam" düşüncesi, bu tip bir reenkarnasyon düşüncesine neden olmuş. "Kendini Tanıma" ve "Pozitif Düşünce Üretme" inisiyatifi'nin gelişmesi için böyle bir şeye gerek duyulmuş olamaz mı?

Şüphesiz öyledir. Aynı zamanda negatif bir çalışmadır da. Pozitif olan yanı; benliği ne şekilde olursa olsun 'kendini bilme'ye yöneltmesidir. Negatif yanı ise, Olaylar ve Kişiler ile Benlik'in yargılarını çoğaltmaya neden olmasıdır.

Diğer kavramlar, örneğin gittikçe kendini açımlayan ortak inisiye kavramlarından söz eder misin?

Sirius, sanırım Heterodoksi Düşüncesi'ni en çok besleyen kanal olmuştur. Sirius'ta belli bir yaşam formunun olup olmadığını tartışmayacağız. Aynı şekilde Orion Takım Yıldızı da Ortodoksi Düşüncesi'nin kanallarını besleyen bir oluşumu simgelemektedir. Gece gökyüzündeki görünümlerinden, hatta gezegensel yapıları ve konumlarından dolayı belli açıklamalar getiremem. Ancak 12 Millenyum sürecinde Sirius ve Orion'un yanında; Pleiades, Phoenix, Polaris, Aldebaran, Vega, Lyra, Burçlar Kuşağı, Güneş ve sistemindeki Gezegenler, Andromeda, Reticulium, Acturians gibi kozmosun bilemediğimiz uzaklıktaki oluşumlardan; bir çok ezoterik doktrin ve okült geleneklerde bir takım öyküler ya da inisiye dereceleri altında sıkça sözedilmiştir.

Sanırım Sirius en ilgi çekici olanıdır. Gökyüzündeki en parlak yıldızlardan biridir. Antik Mısır astronomisinde yıldız sistemleri Sirius merkezlidir. İnisiyenin başlatıcısı sayılan Anubis de, Sirius'un bir sembolü olarak anılırmış. Piramitlerin yapılanması bile Sirius ve Orion'un konumlarına göre inşaa edilmiş. Bilimadamlarından çok önceleri, Afrika'nın Dogon Kabilesi'nin Sirius Sistemi hakkında ortaya çıkan verileri de çok şaşırtıcıdır ayrıca. Sümer-Babil biliminin de, Antik Mısır etkisiyle Sirius ve Orion'a indekslenmesi başka bir belirti olabilir. Sirius'un Madame Blavatsky merkezli Teosofi doktrininde de önemli bir yeri olduğu yadsınamaz. Masonik örgütlenmelerin, Büyük Beyaz Kardeşlik gibi gizil birimlerin de Sirius'a yaklaşımları titizlik içerir. NASA ve Amerikan Doları'nda kullanılan yıldız sembolleri de Sirius ve Orion'u gösteriyor. Arabik Kültür ve Sufilerce Tarık Yıldızı ile kastedilenin Sirius olma ihtimali de var. Sirius ve Orion'un son dönemlerde özellikle Türkiye ve A.B.D.'de etkin olduklarını anlamak çok zor değil artık. Türkiye'de Bedri Ruhselman ekolünü takiben oluşturulmuş çalışmaların ve celselerin ana kaynağı SİRİUS MİSYONU adı altında toplanmış durumda. Muammer Sağlam ve arkadaşlarının, Şuurlu İnanç kitabına koşullandırılmış celse topluluklarının, Mevlana Özçekirdek Grubu'nun; Ufolojik ya da Parapsikolojik çalışmalarda bulunan, ayrıca Yeni Çağ Hareketi'ni destekleyen ya da Özgün Celse Grupları'nın çalışmalarında da Sirius önemli bir yer tutmakta. Bunun dışında global bir Işık Ağı oluşturan, A.B.D. ve İsveç kaynaklı "Spiritüel Yükseliş Eğilimleri"nin Başöğretmenler'i hep Sirius ve yandaşları olmuştur. Yunuslar'ın ve Balinalar'ın da Sirius'la bir şekilde ilgileri oldukları söylenmekte. Robert Temple ve Alice Bailey'nin akademiksel yaklaşımlarıyla bütün bu etkiye SİRİAN denmesi de çok makul bana göre. Peki senin için Sirius neyi temsil ediyor? Tabi yaşam formunun ya da yükselişe hazırlayan kılavuzluklarının doğruluğu-yanlışlığı dışında...

Sirius, senin az önce sıraladığın tüm oluşların ortak bir Yıldız Kapısı'dır. 12 Millenyum İnisinasyonu'ndan sorumlu, her türlü Bilgi Alış-Veriş'ini denetleyen, Hiyerarşik bir yapılanmaya sahip Kozmik Bir Dehliz. Sirius'un parlaklığı, İlliminati-Aydınlanış düşüncesinin parlaklığına eştir. Sirius'un içinde barındırdığı Bilinç Bütünlükleri'nin canlı organizmalar olduğunu kabul ediyorum. İnsan düşüncesinin Tekamül yolculuğunda ürettiği ama 12 Millenyum'a sıkıştırılmış sıçramalarının sorumluluğunu almış olduklarını varsayıyorum. Hiyerarşik yapılanması ise itici gelebilir. Ama Hiyerarşi'nin her bir arşe tipi'nin ayrı bir önemi olması, böyle bir yapılanmayı zorunlu kılar. Örneğin dokuz basamaklı bir merdivenin her basamağı aynıdır ve her biri aynı değerdedir. Ancak birinci basamak, ikinci basamak'ın altındadır; ya da yedinci basamak daha yukarıdadır. Sirius Hiyerarşisi böyle bir sistemle çalışmaktadır.

Hiyerarşiyi, inisiye derecelerinde görmek de mümkün. Çıraklığını yapmadan Üstad olamazsın. Ustalık kazanmadan, teslimiyetini tamamlayamazsın. Sanki Tedriç Yasası, Hiyerarşik Yapılanma'nın gerekliliğini gösteriyor. Yoksa apoletik ya da kast sisteminin ya da bürokratik hiyerarşinin, Sirius Hiyerarşisi'ne benzer bir tarafı yoktur. Peki bu hiyerarşinin kendine özgü birimleri nelerdir?

Sirius çok büyük bir yapılanma olduğundan, burada detaylara girmeyi pek uygun bulmuyorum. Yüce Divan'a bağlı bir takım konseyler, üniteler, localardan sözetmek Aydınlanma açısından çok suptil kalacaktır. Çünkü her bir birimin adlandırıldığı sözcükleri ayrıca kavramsal olarak da ele almak gerekir. Bu da çok uzun bir iş.

Sanırım Konsey, Loca, Divan gibi kavramları kast ediyorsun.

Evet. Bu kavramlar yanlış anlaşılabilir. Ayrıca anlatılması çok önemli değil. Sirius ve diğer benzer sistemler, bizlerin onları tanımlayıp tanımlayamamamızdan bağımsızdırlar. Konu içinde gerekli gördüğümüzde, o birimle bağlantıya geçerek Sirius'u algılamaya çalışmamız daha yararlı olacak Oğul.

Haklısın. Biz Tanrı Kelamı'na geri dönelim en iyisi. İndirilen bu kelamın Sirius ya da Orion kaynaklı denetimlerden geçtiğini varsayıyorum. Orakl'ın niteliğine göre, ilgili birim bilgiyi akla getiriyor.

Evet. Bilginin niteliğine göre sisteme oturtulmuş Sirius ya da Orion birimleri sadece bilgi değil, deneyim alanı da açabilirler.

Yani Ortam Bilinci'nde Özgür İrade'nin talebi üzerine bir çeşit katalizör organizasyonu yaratabilirler.

Buna diğer Yıldız ve Kozmik Sistemler de dahil. Kozmostaki her veri; bir bilgi, bir ayet, bir esin niteliği barındırmaktadır. Aslında dünyanın doğası da aynı özellikleri taşıyor. İnsanın bedeni de öyle.

Atalarımızın İnsan küçük evren, Evren büyük insan dedikleri makrokozmos-mikrokozmos benzetmeleri bu olsa gerek.

Öyle ama henüz makro-mikro bilgi birliği'ne erişebilecek düzeyde bir Aydınlanma yaşayamadık. Seninle yaptığımız Özgün Bilgi'yi indirme çalışmasının sonunda da bunu başarabileceğimizi sanmıyorum.

Ben de sanmıyorum ama aklın kendini terk edişini, bilginin kendini yok edişini, 12 Millenyum Belleği'nin silinişini yaşadığımızı düşünüyorum.

Doğru. Amacımızdan bazen sapıyoruz. Zaten neyi konuştuğumuz bile pek önemli değil. Bizi seslendiren sözcüklerin akışı durana kadar bunu yapmalıyız. Anlattığım şeylerin doğruluğu benim için hiçbir zaman mutlak değil. Lütfen Oğul, sen de sakın bu yanılgıya düşme. Anlamamız gereken Aydınlanışımızın Anlamı değil, Aydınlanmanın sözünü ettiğimiz her türlü bilginin dışında yeralmasıdır.

Tanrının ilk kelamını nerede verdiğini belirtmek çok güç. Çünkü burada karşımıza bir hayli muammalı bir geçmiş çıkıyor. Bu geçmişi 12 Millenyum ile sınırlandırmış durumdayız. Ancak daha öncesindeki Haller, günümüz insanını hatta bizi de tatmin edici bir inandırıcılıkta değil. Tufan dediğimizde bile, başka bir tarihten sözettiğim anlaşılabilir. Hele hele tufan öncesi dünya uygarlıkları, milyonlarca yıl önceki uzay ve dünya kolonileri, galaktik ileri karakolları falan desem, bir bilim-kurgu masalında oyalandığım sanılabilir. Bu açıdan tarihimize 12 Millenyum sınırlamasını getirmemiz daha makul. Zaten günümüz insanının hemen hemen genelgeçer olarak kabul ettiği tarih de bu dönemleri kapsar. Doğuda Tibet-Hindistan kültürü, Amerika'da Maya, Afrika'da Libya-Mısır, Ortadoğu'da Sümer-Babil, Anadolu'da İyon kültürü, kendi tarihimiz olarak benimsediğimiz ekinlerin temel taşlarını oluşturmuşlar. Mısır-Sümer-İyon yakınlığı dışında da Tibet ve Maya Uygarlıkları kendi özerk gelişimlerine meydan vermişler ve bunu sürdürebilmişlerdir. Tanrının bu kültürlerde konuştuğu insanlar, sadece dilden dile anlatılan hikayeler ve tabletler sayesinde bilinir durumdadır. Tanrı, kendini söylencelerle anımsatırken; bir takım insanlar tanrıyı aramaya, kendilerini bilmeye yönelerek, kendi zihinlerinde tanrıyla buluşmuşlar. Ya da en azından biz öyle sanıyoruz. Siddharta, Lao Tze, Zerdüşt, Herakleitos, Mansur, Parmenides, Arabi, Quetzaquatle, Bruno, Yesevi, Galileo, Kung Fu Tzu gibi gibi isimleri hala bilinen bu mitler, böylesi bir kendini arayış sürecinden geçmişler. Yüce Hal'e girip girmedikleri kesin olmamakla birlikte, gerçekten yaşayıp yaşamadıkları konusunda emin olmayanlar bile var. Ama biliyorum ki; ben de, sen de sözünü ettiğimiz kişilerin yaşadıklarına inanıyoruz. Siddharta'nın Nirvana'ya ulaşmasında, Satya Sai Baba'nın kumu altına çevirmesinde, Herakleitos'un her şey akar demesinde, Newton'ın önüne düşen elmasında, Apollon'un kendini bil mabedinde, Mansur'un enel hak anımsatmasında, Musa'nın On Emri'nde, Bülent Çorak'ın altın çağın kaleminde ortak olan bir şey göze çarpıyor: TANRI AKRABALIĞI. Orakl olsun, Vahiy, Vecd, Rüya, Satori, Birleşik Alan, Nidana, İlliminati, Miraç, Tebliğ, Verite, Realite olsun; hepsinde yine ortak olan bir şey var: Tanrı Akrabalığı ya da Big Bang Kardeşliği. Belki hepsi tanrının varlığından ya da yokluğundan sözetmemiştir. Ancak daha önce de sanırım tanrının ne'liği'ne ilişkin konuşmuştuk. Buradaki Tanrı; kainatı yaratmış, herşeyden önce Olan, doğmamış, doğurmuş, sevap-günah ikilisine önem veren, kullarını ikaz eden bir yaratıcı değil elbet. Buradaki Tanrı; insanların içlerinde taşıdıkları Mesih Bilinci'nin uyanması için sonsuz şefkat ve şefaat besleyen bir cevher. Bu Cevher'in tasarrufu, adını andığımız isimlerce değerlendirilmiş görünüyor. Yani Tanrı'nın Cevheri'nden aşağı yukarı nasıl yararlanabileceğimizin belirtilerini, bu andığımız insanlarda bulmamız mümkün. Ayrıca her bir ismin kendine özgü bir inisiyatif kullandığını da biliyoruz. Bizim önümüze koyabileceğimiz o kadar çok inisiyatör var ki... Ya onların; onların durumlarına ilişkin, yani tanrıyla akitleşmelerine götüren seçimleri konusunda neler söyleyebiliriz?

Sözünü ettiğimiz insanlar genelde Heterodoks bir eğilim göstermişlerdir. Heterodoksi'nin Tanrısı, insanla bütünleşmiş ilkelerin tümünü temsil eder ve 'kendini bil geleneği' genel ilgi alanıdır. Sirius ve Orion tarafından kontrol edilen ezoterik, okült, sofist, gnostik gibi daha bir çok ad altında uzmanlaşmış bir yolculuğu içeren Tanrıyı Tanımlama ve Tanıma Doktrinleri Heterodoksi'nin konusudur. Ve tabi ki Heterodoksinin oluşturduğu her inisiyatife karşılık, Ortodoksi de bir inisiyatif kullanır. Heterodoksi; toplumsal ideolojilerden ve toplumsal şifalardan kendisini soyutlamış, 'Kişinin kendi oluşunu sergilemesi ve sergilediği oluşu öğrenmesi' sürecini esas almıştır. Heterodoksi için: Yaratma, varolma ERK'i TANRI'nın; TANRILAŞMA, kendi tanrılığının TANIK'lığıdır. Bu işlemi yapmış, yapan ve yapacak olan ancak Tanrıdır. Ve insan, TANRI'dır. Heterodoks İnisiyatiflerdeki ortak nokta, "KENDİNDEN VARLIĞA ERMEK" düşüncesidir. Sözünü ettiğimiz insanların, sezgi ya da başka bir yolla bu düşünceye kendilerini yakın hissetmiş olmaları çok mümkün. 'Kendini Bil', 'Kendini Tanı', 'Rabbini Bil', 'Enel Hakk', 'So Ham' gibi tanımlamalar aynı ilkenin farklı canlanışlarıdır. O insanları incelemek, Heterodoksiyi incelemekle aynı şeydir zaten.

"KENDİNDEN VARLIĞA ERMEK" düşüncesi, insan zihninin en uç tezahürüdür. Bu kerteye gelene kadar başka bir şeyler daha sanki canlanmalıymış gibi geliyor bana.

Haklısın Oğul. Yaşam'dan Tanıma'ya geçen Benlik, sezgilerin gücünü değerlendirmeye başlayacaktır. Aklın yeni modeli'ni oluşturacaktır ve bunu da sezgiyle başaracaktır. Akıl ve Sezgi'nin deneyimlediği katalizörler nihayetinde "OLUŞ" düşüncesini netleyecektir. Çünkü OLUŞ düşüncesi iyice netleşmezse, başı sonu belli olmayan enerji yumakları ile uğraşmak zorunda kalınır. Olan olmaktadır, hep de olmaya devam etmektedir.

O halde OLUŞ'u, MUTLAK BİR VAROLUŞ olarak düşünmek gerekir. MUTLAK OLAN'ın; bir bütünü, bütün varlıkları barındıran bir BİRLİK'i olduğu düşüncesi de akla gelebilir.

Kendi kendisinin nedeni olan, "KENDİNDEN ZİHİN" keyfiyetiyle hareket eden bir oluş sözkonusu. Yükselmiş Üstadlar olarak saydığımız isimler; "Kendini Bilme"nin dışında, varoluşun nedeni ve BİRLİK/ÇOKLUK kavramları üzerinde yeni enerji sistemlerini de yaratmışlardır. OLUŞ'u kapsayan bir zihin'in keşfedilebileceği, ve insanın bu zihne erişebileceği Bilinebilirlik/Gnostik İlkesi'nin yanında; her şeyin bir yanılsama olduğu, Bilgi diye bir şey olmadığı Bilinememezlik/Agnostik İlkesi de inisiyatif olarak belirmiştir. Antik Yunan'da olsun, Ortaçağ Avrupası'nda olsun, Budizm'de olsun; benzer düşüncelerden yola çıkarak kör bir çabaymış gibi görünen bir durum kesinlikle vardır. Yüksek Benlik'in rastlantıları değerlendirerek çağrı'da bulunmasıyla birlikte, İnisinasyon'a giriş süreci başlar. Sezgi'nin keşfi ile Tanıma evresi devreye girer. Bu da İnisinasyonun Çıraklık dönemidir. Aklın yeni modeli üzerinde Ustalaşma evresi bir üst basamaktadır. Ustalık kazanan Oluş düşüncesinin son durağı da, "KENDİNDEN VARLIĞA ERMEK"tir. Böylece Marifet dönemi başlar. Bu çetin dönem işin Üstad'ı olmayı gerektirir.

- BİR - İKİ - ÜÇ - DÖRT - BEŞ -

 


1