"Politikada, spor dünyasında da gizli eşcinseller var. Konuştuklarımdan biri Yalova'da bir futbolcu. İstanbul'da Galatasaray Üniversitesi'nde öğretim üyesi bir sevgilisi var. Bursa'da birlikte oluyorlar..."
"Bir eşcinsel barında, ilaç üreten çok önemli bir şirketin üst düzey yöneticisiyle tanıştım. 28 yaşında, iyi eğitimli, akıllı bir adam, bekar. İş yaşamında, giyiminde tavırlarında eşcinsel olduğuna dair hiçbir ipucu yok. O da eşcinsel olduğunu söyledi..."
"İzmir'e de gittim. Bir lezbiyenle görüştüm. NATO Komutanlığı'nda çok önemli bir görevi vardı bu kadının. Çerkes'ti. Türk kadın sevgilisiyle birlikte oturuyorlardı. 'Kuzenim' diye tanıyordu onu..."
"Alman Kültür Merkezi'nin yanında ünlü bir eşcinsel barı var. Bir müdavimiyle konuştum. Jinekologdu; eşcinseldi..."
Sekiz aydır Türkiye'de "eşcinseller" üzerine bilimsel bir çalışma yürüten Philippe - Schmerka Blacher adlı Fransız araştırmacının ilk elde ağzından dökülen sözler bunlar. Blacher, AB üyesi bir ülkeden bu konuda çalışmak üzere Türkiye'ye gelen ilk araştırmacı. Araştırmanın masraflarını Fransız hükümeti karşılıyor, çalışma Sorbonne Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'ne doktora tezi olarak sunulacak. Araştırmalarını Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü'nde sürdüren 32 yaşındaki Blacher Türkiye'de iki yıl daha kalacak. Şimdiye kadar yazdıkları 180 sayfayı bulmuş, çalışma tamamlanınca 700 sayfaya ulaşacağını tahmin ediyor. Şimdilik tamamlanan başlıklar: "Türkiye'de Eşcinselliğin Tarihi," "Eşcinsel ve Din," "İstanbul'da Eşcinsel Argosu."
Sabah heteroseksüel akşam eşcinsel
Türkiye'de bugüne kadar 150'ye yakın eşcinselle tanıştığını ve halen de bunlarla irtibat halinde olduğunu söyleyen Blacher'in bu araştırmalarından edindiği ilk sonuç, "erkek milletimizin" namına gölge düşürecek mahiyette. Blacher'e göre Türkiye'de sanıldığından çok daha fazla eşcinsel var, eşcinsellik sanıldığından çok daha yaygın. Çünkü eşcinsellerin büyük çoğunluğu "gizli;" gündüz gayet "normal" kılık kıyafet ve tavırlar içerisinde olup eşcinselliklerini yaşamayı "gecelere" tehir ediyorlar... Üstelik sanılanın aksine, Türkiye ve dünyadaki "hakiki" eşcinsellerin "fazlasıyla erkeksi" göründüğünü, kısa saçlı, bıyıklı ve yapılı olduklarını da ekliyor sözlerine. "Yani sadece etek giyip makyaj yapan erkekler eşcinsel değil" diyor. Bu çerçevede ilk gözlemlerini Beyoğlu'nda yapmış: "Beyoğlu çevresinde her gece dolup taşan birçok eşcinsel kulübü olduğunu gördüm. İnsanlar burada eşcinselliklerini rahatça sergiliyor, dans ediyor, öpüşüyordu. Bunların nereden geldiğini merak ettim. Sonunda, İstanbul'un her yerinde eşcinsellere rastlandığını farkettim. Belirgin özel eşcinsel semtleri ya da özel eşcinsel meslekleri yoktu. Eşcinseller gizli yaşıyordu ve bu yüzden topluma daha entegre haldeydiler."
"Burada gettolaşma yok. Kanada'da gay'lerin ayrı bir dünyası vardır. Özel sokaklarda oturur, özel siyasi partilere oy verirler. Özel televizyon kanalları, lokantaları, sinemaları vardır. Mesela Paris'te şehir merkezinde ya da Londra'da Soho semtinde herkes eşcinsel ve dükkânlarda eşcinsel bayrakları asılı. Eşcinsel cumhuriyeti gibi. Türkiye'de bazı yerlerde gördüm bu bayrağı. Örneğin Çukurcuma'daki 'Why Not Cafe'de. Ama Türk eşcinseller topluma entegre olarak yaşamayı tercih ediyor. Çünkü böylece her yerde rahatça yaşıyorlar."
Özelikle de, toplumun "üst kesimleri"nde, "kültürlü" okumuş çevrelerde bu yaklaşımın yaygın olduğunu gözlemlemiş. Ankara'ya gittiğinde ODTÜ'de 70 - 80 kişilik bir gay grupla görüşmüş. Dernek kurup politize olma tartışmaları içindeymiş grup. "Ama bir yandan da böyle bir çıkış yapmaktan çekiniyorlardı, çünkü böyle rahatları çok yerindeydi."
Örnek vermeye devam ediyor Blacher: "Nişantaşı'nda birkaç doktor tanıyorum. Üniversiteye, yurtdışına gitmişler. Herkesin gittiği sinemalara, konserlere, akşamları herkesin gittiği barlara gidiyorlar. Toplumla içiçeler. Onları diğerlerinden ayıran sadece küçük bir ayrıntı: Yatakodalarında bir erkek var." Kanada'da yaşayan kızkardeşi vasıtasıyla tanıştığı bir THY pilotunun da bu arada adı geçiyor; eşcinsellerin gizli kalmayı tercih ettiği meslekler yelpazesine bir tane daha ekleniyor.
Edebiyat - sanat onlardan soruluyor
Blacher'in döne döne vurguladığı noktalardan biri de Türkiye'de eşcinsellerin, bunu gizlemeye devam etseler bile, giderek eşcinselliklerini daha "rahat" yaşadığı. "Bahsettiğim eşcinseller Türkiye'de rahat yaşıyor. Gizli oldukları için üzerlerinde polis veya hükümet baskısı yok. Çevrenin baskılarıyla karşı karşıya kalmıyorlar. Gündüz elinde çanta, kravatlı dolaşıp akşam sevgilileriyle birlikte oluyorlar."
Blacher, Türk eşcinsellerin geleceğine dönük projeksiyonlar da yapıyor. Ona göre "Türkiye yavaş yavaş Avrupa'ya benzeyecek. Burada da kapitalist ekonomik bir sistem işliyor. Avrupa ve Amerika, yaşam tarzınız için çok önemli bir model. Dolayısıyla Türkiye'de de eşcinsel çevrelerde kaçınılmaz olarak paralel gelişmeler yaşanacak. Türkiye'de bundan 20 yıl önce zengin kadınlar kürtaj için yurtdışına giderdi. Şimdi Nişantaşı'nda kürtaj yapan klinikler var. 30 yıl önce boşanmadan kimse bahsedemezdi, şimdi açık açık konuşulabiliyor. Eşcinsellik konusunda da aynı şey olacak."
Blacher, ünlü bir futbolcu, politikacı ya da sanatçı eşcinselliğini açık açık deklare ederse bu sürecin müthiş hızlanacağı görüşünde; "TV'de prime - time'da, bir politikacı veya bir pop şarkıcısı çıkıp da 'Ben eşcinselim, böyle yaşıyorum' derse diğer insanlar da bu örneği izleyecektir" diyor. Türkiye'de üst düzey işlerde çalışan zengin eşcinsellerin, 'yoksul eşcinseller' adına böyle bir öncülüğü üstlenmesi gerektiğini düşündüğünü de ekliyor.
AB'nin yolu "pembe"
Bununla kalmıyor, ona göre turizme de olumlu etkisi var eşcinselliğin. "Hamam" filmini örnek gösteriyor. Filmde eşcinselliğin doğal bir olgu gibi sunulduğunu, yurtdışında büyük ilgi görmesinin sebebinin de bu olduğunu söylüyor: "Avrupa'da bu film şimdi çok popüler. Çünkü aşk var. Duygusal bir ilişki var. Tatilde bütün eşcinseller Türkiye'deki hamamlara akın edecek." Bir hafta önce Kanada'da, Toronto Üniversitesi'nin düzenlediği "Dünyada Eşcinsellik: Nereden Geldik, Nereye Gidiyoruz" konulu paneli anlatıyor. Bir anlamda Türkiye'yi temsil etmiş orada, gözlemlerini aktarmış. Türk Büyükelçisi de dinleyici olarak katılmış panele. Panelden sonra ise etrafı sarılmış: "Herkes gelip adres var mı, ben bu sene Türkiye'ye gelmek istiyorum, dedi. Bu sene turizminiz patlayacak."
Milletçe eşcinselliğe geçsek, Susurluk çözülür, enflasyon da düşer mi acaba?
KÜRŞAD OĞUZ"Araştırmalarım çerçevesinde pekçok insanla konuştum. Mesela ünlü bir pop şarkıcısı, S.O. eşcinsel. Gizliyor, magazin dergilerinde her zaman bir kızla görüyorum. Ama bana eşcinsel olduğunu açıkladı..."
Blacher, Sorbonne Üniversitesi'nde dört yıl Türkçe okumuş. Tez hazırlamak için Türkiye'yi seçmesinin bir sebebi bu. Diğer sebebi de "Türkiye'de cinsel kimliklerin Avrupa'da olduğundan çok daha önemli olması."
Blacher'in araştırmalarının en çarpıcı bulgularından biri, pekçoğumuzun bildiği ama açıkça ifade edilmeyen bir olgu: "Gizli eşcinseller"in kimi alanlarda bir "güç" ve "güç birliği" oluşturduğu... "İstanbul'da edebiyat - kültür çevresi onlardan soruluyor. Ama konuştuğum sanatçılar zaten ünlü oldukları için eşcinselliklerini ünlenmek amacıyla kullanmıyordu. Popçuların arasında da önemli miktarda eşcinsel var. Açık açık konuşmuyor ama, zaten kadın gibi davranıyorlar." Üstelik Ceylan Çaplı ve benzeri işletmeciler sayesinde küçük çapta bir "eşcinsel ekonomik güç" oluşmaya başladığını da tespit etmiş Blacher. "Bu geniş eşcinsel dünyasında çalışan entelektüel insanlar var. Türkiye'yi idare edenler var, polisler var" diyor.
Üstelik böyle bir gelişmenin Türkiye için umulmadık faydaları olabileceğini söylüyor. Mesela, şu pek dertlendiğimiz "Avrupa'yla bütünleşme," "AB tam üyeliğine kabul edilme" meselesi, Blacher'e göre doğrudan doğruya buna bağlı. "Eğer Türk hükümeti eşcinsellerin eşitliğini ve haklarını güvence altına alan bir yasa çıkarırsa bu, Türkiye'nin AB'ye girmesine çok ama çok yardımcı olur" diyor; Avrupalı bürokratların gözünde bunun, Kürt meselesinin çözümünden bile daha önemli olduğunu söylüyor. Neden mi? "Çünkü Brüksel'de çalışan AB bürokratlarının büyük çoğunluğu eşcinsel."