Official
Web Presentation of
Oktay Ahmed
SAMPLE WORKS
MONT EVEREST -"Hey, orada mısın?" -"Buradayım." -"Yanında kim var?" -"Hiç kimse yok. Kim olacak canım?" -"Annemin sesini işittim arkamdan." -"Halüsinasyondan olacak. Bu yüksekliklere tırmanan dağcıların çoğunda beliriyor. Zararı yok. Konsantrasyonuna bak." Her ikisi beş bin metreyi aşmışlardı. Oksijen yetersizliğinden dolayı, ara sıra en çok tasavvur ettkleri şeyleri yanlarında hissederlerdi, görür ve duyarlardı. Kayalıklar, şiddetli soğuklara rağmen, dağcıların altından gelip geçiyordu. Kurutulmuş yiyecekler içlerini pek ısıtamıyor, ama günde dört beş litre sıcak sıvı içmeleri gerekiyordu. Konsantrasyon ve vücut potansiyelleri gayet zayıflamıştı, oysa içlerindeki istek ve hayallerini yerine getiriyorlardı. Sponsor bulmakta zorluk çektiler. Bir banka kuruluşu kendileriyle yakından ilgilenip, anlayış gösterdi. Maddi imkânsızlıklardan dolayı, yabancı ülkelerdeki yüksek dağlara yanaşamayan gençlerden farkları vardı. Kendilerine bu özel fırsat tanınmıştı. -"Amaaan ya sen de. Bırak gitsin. Akşama eve gelir. Kahvede oturacak, zaten başka bir yere gidecek hali var mı?" -"Hey dostum, yeter artık, kendine gel." -"Sinirlenme sen de onlarla be anam. Komşu komşu gibi, her gün de gelecek elbette. Onlar da saygı için geliyorlar. İnan ki, onlar da bu durumda haklılar." -"İyi misin sen dostum." -"Gidicem gidicem. O dağa tırmanacağım, canım anneciğim. Sen okurlarıma bakma. Onlar sadece hikâye okumayı severler." ABC Erken uyandı. Kardeşi kahvaltısına başlamıştı. Bu saatte uyanmağa pek alışık olmadığından ötürü, kafasında ve vücudunda bir kopukluk hissetti. Çok uyuyanlardan değildi, ancak kendi isteği dışında uyanmak zorunda kaldı mı, bir tuhaf oluyordu. Tansiyonu hep alçak olduğu için, bu gibi durumlarda kolay kolay kendine gelemiyordu. Bir kahve, gözlerini açabiliyordu. Yine de, yorgunluk hissinden kurtulmak kolay olmuyordu. Bazen, bu durum yarı, ya da bütün bir gün sürebiliyordu. Uzun bir bardağa iki kaşık hazır kahve, bir buçuk kaşık şeker ve bir iki parmak su koyduktan sonra, küçük el mikseriyle bunu karıştırarak, köpük yaptı. Bardağın bir köşesine buzdolabından süt döktü. Ortasına bir de saz koydu. Kahvesinin ilk yudumunda dahi, içinde bir devinim hissetti. Oh be! Gözlerini şimdi daha kolay açabiliyordu. Annesinin yokluğunda, sofra boştu. Kardeşinin ondan önce masaya çıkardığı tereyağı ve büyücek, oysa derisi buruşmuş ve içi boş kalitesiz zeytin tanelerini görünce, dudağının bir kenarını azıcık yukarı kaldırdı ve banyoya dişlerini yıkamaya gitti. Müzik radyosundan gelen sesler, bilinçinde derin iz bıraktı. Öyleki birkaç saat kafasında hep o notalar "icra edildi". Kulağına, geceleri çıkardığı küpesini tekrar taktı. Saçlarını jöleledi. Hiç öyle adedi yoktur, fakat yatağına biraz "dinlensin" diye yattı. Çoğu kez, havadan düşmüş gibi yatır ve böylece vücudunun her molekülünü dinlendirirdi. Bu defa henüz sabahtı. Alçak tansiyondan gelen yorgunluk kahveyle hemen hemen giderilmişti. Ama...boş yatak çok çekici geldi. Yattı ve az kalsın uyuyacaktı. Kardeşinin kapıdan çıkıp, kilit sesini işitti. Kalktı. Ayakkabılarından tozları fırçaladı. Boyası tükenmişti. Parlatamadı. Çıktı. Otobüs durağına gidinceye dek, sihirden uzak dursun diye, yedi kez ardı ardına Felâk ve Nas sûrelerini okudu. Karşısında duran otobüse koşmadı. Çoğu kez, kapılar burnu önünde kapanıyor, kendisi otobüsteki yolculara gülünç geliyordu. Bir şey unutmasın diye, saatini sağ koluna taktı. |
visitors since
April 05, 2001.
All materials
presented here are copyrighted.
© Oktay
Ahmed, 1997-2001. <www.OktayAhmed.com.mk> <Oktay@OktayAhmed.com.mk>