Official Web Presentation of
Oktay Ahmed

SAMPLE WORKS

CV
Bibliography
Sample works
Pics
Links

Go to initial page

E-mail

 

RUJ

CD'yi aldı. Koyverdi. Bir "Mega Mix"ti. Azıcık oynadı. Annesinin baskısı altında bulaşıkları yıkayacaktı. Nerden çıktı bu kadar kab, yarabbi? Anaaam, şu parçaya bak! Stüdyolar müzik sanayiine dönüştü.

Kullandığı sıvı deterjanı, reklâmları seyrettikten sonra almıştı. Her zaman tercihini böyle yapardı. Alışkanlık haline gelmişti. Elleri kurumadı, derisi patlamadı. Kıçını (ne ayıp!) bir o taraf, bir bu taraf götürüyordu. Techno ritminde bulaşıkları yıkıyordu. Yıkadıkları kim bilir ne haldeydi?

Telefon çaldı. Annesine seslendi. O bakacakmış. Kendisi bulaşık yıkıyor da. A, onu mu istiyorlarmış? Hemen gelecekmiş. Ellerini yıkadı. Ahizeyi kulağına yanaştırınca hatlar kesildi. Birkaç dakika bekledi. Çıt yoktu. Nazik parmaklarını tekrar deterjana soktu. Telefon yine çaldı. Ellerini yıkadıktan sonra, seslendi. Bu kez annesini istediler.

Filimlerde gibi palavra olmadı. Üçüncü defa telefon çaldığında, yine seslendi. Bu defa tam isabet. Kim kötü bir şey konuşmuş? Ne zaman? O belâsını bulacakmış. Sen kendisine onu söyle, o anlayacakmış ne istediğini. Vallahi ağzını cart diye yırtarmış. Olsun. Bu defa kararı kesinmiş. Yok canım. Merak edilecek birşey yokmuş. Yarın görüşeceklermiş.

Annesi, elindeki rujunu dudaklarına sürdü. Öldü gitti sinirden. Annesine kaç sefer ruju istemediğini söylemişti. Annesi ise inadına, kızını da ruja alıştırmak için, hiç beklemediği anlarda dudaklarına sürerdi. Sinir krizleri geçiren genç hanım, saatlerle tuvalette kalıp, ruju çıkarıyordu. Çoğu zaman sadece ruju değil, derisini de çıkarıyordu. Annesi kahkahalarla gülüyordu.

Ateş yanında oturan köpek olup bitenleri sakin sakin seyrederken, kim bilir ne düşünüyordu.

BULUŞMA

On dakika gecikiyordu. Bazı kişilerce "rötar" yapıyordu. Her otuz saniye saatime bakıyordum. Bir ayağımı kaldırıma, kol altlarım ise terlemesin diye, her iki kolumu belime dayamışım. İki otobüs geçti. Güneş kafamda yumurta pişiriyordu. Vücudum artık güneşli ve güneşsiz diye çizilmişti.

Evde o yarıda bıraktığım işleri bir düşünüyorum. On dakika için meslektaşıma telefon edip, yarın için randevü alacaktım, dün akşam televizyondan bir haber programını çektiğim kaseti başa alacaktım ve yerine koyacaktım, bütün öğleden sonra kafamda dolaşan dört mısrayı kâğıda dökecektim, hemen dışarı çıktığım için yapamadığım, ancak evde kalsaydım dişlerimi fırçalayacaktım ve 18 haberlerinin özetlerini alacaktım.

Ha işte, geliyor. Beynim terden artık sulanmıştı. Gözlük taşımama rağmen, gözlerimin çevresindeki kaslar da toplanmaktan yorulmuştu. Üzerime bir el uzatsan, terler hemen yüzeye çıkacak. Merhaba dedikten sonra, sakız uzattı. Hayır deyecek halim yoktu. Tam gecikme nedenini soracaktım, otobüs geldi. Bindik. O ödedi. Param yoktu. Biz edebiyatçılarda para nerde? Arka kısımda o oturdu. Ben bir tanıdığımı gördüm. Görmemezlikten gelerek, yanından geçmek istedim. Her zaman çoğu insanların yaptıkları gibi, güya ileriye bakarak, elini uzattı ve nerelere daldığımı sordu. Amacımı o da biliyordu, fakat soruşturma süreci böyle. Yüz ağacın dalından dalına atlayarak, on yıl için konuştu. Arkadaşım arkada bekliyor dedikten sonra ayrıldım. Kurtuluş. Kulakların dinlendi.

Tam oturduğumda, otobüs sürücüsü ani bir fren yaptı. Halk her zamanki haliyle ve bilinen sözlükle bu olayı değerlendirdi. Önümüzdeki araba, bir ilerideki arabaya çarpmıştı. Otobüs onların hemen arkasında olduğu için, hemen arkaya gidemedi. Birkaç dakika böyle kaldık.

Çok uygunsuz bir vakitti, ama karşı taraftan bir cenaze geçiyordu.

visitors since April 05, 2001.
All materials presented here are copyrighted.
© Oktay Ahmed, 1997-2001. <www.OktayAhmed.com.mk> <Oktay@OktayAhmed.com.mk>

1