HELE SİS GİTSİN, SEVİŞELİM
Bu hafta sonu,
neşemi yine getirdi. Hava guneşliydi.
Güneşi ve sıcak havayı çok severim. İçimi
açıyor. Keyfim yerinde. Odama kapanacak yerde,
dışarı çıkmak ister canım. Gezmek. Işınların her
birini emmek isterim. Deşarj olmuş pillerim dolar.
Suratım asık olmaz. Güler yüzler görürüm
etrafımda. Millî piyango çıkmıştır sanki halka.
Karlar da erimek üzere. Hiç sevmem karı. Kentlerde
hiç sevmem. Köylüye çiftçiye belki iyi gelir, ama
kentlere kar gerekmez. Tabiî, Allah'la pazarlık yapacak
durumda değilim. Bir görüş ifadesidir bu sadece. Ben
şehir çocuğuyum. Büyük şehirleri, yüksek
binaları, kalabalıklarda dolaşmayı severim. Hele hele
etraftan güzel müzik işitilirse. Hemen ilk kafeteryada
bulurum kendimi. Yalnızmışım, yanımda başka kimse
varmış, hiç önemli değil. Şehrin özel bir tadı
var. Bunu hissetmek gerekir.
Trafikteki kaos giderilmek üzere. Bir buçuk ay oldu
karın yağdığı. Hiç sevmediğim o kar yığınları,
pisli sular, kaymalar gidiyor. Kışın henüz
ortasındayız oysa. Olsun. Ben bu günler ilkbaharımı
yaşıyorum.
Kentin o büyülü havasında var sanki bir şey. Bazen
yapayalnız otururum kafeteryada. Alırım elime
kâğıdı, kalemi. Dışarısını seyrederim bir ara.
Sonra dal bir noktaya. Ardından gelen mısraları dök
kâğıda. Şair olduğuna inan sonra.
Kahvelerde doldurduğum şiir defterlerini okurum bu gibi
günlerde. Moral yedeklerim. Zihin ferahlığı gelir.
Dinç olurum. Düşünceyle yakarım bedenimin son
zehrini bile. Kronik uykusuzluğum giderilir. Göğsüm
artık sıkmaz, gözlerim kısılmaz. Uzaklara da
bakabilirim. Gülümseyerek.
Hele sis gitsin. Dönmesin. Hele. Hep gülümseyelim.
Sevişelim.
(22.18)
03.02.2002
|