Official Web Presentation of
Oktay Ahmed

SAMPLE WORKS

CV
Bibliography
Sample works
Pics
Links

Go to initial page

E-mail

 

ÜSKÜP TÜRK AĞZINDAKİ "MAKSIM" KELİMESİ ÜZERİNE

Türkçe’nin Çin’den Adriyatik Denizi’ne, Sibirya’dan Hint Denizi’ne kadar geniş bir coğrafî alanda konuşulması, tarih içinde birçok lehçe, şive ve ağızlara ayrılmasına sebebiyet vermiştir. Avrupa dilbilimi (lengüistiği) lehçe, şive ve ağızlarla daha yakından, genel dilbiliminin muazzam adımlarla ilerlemeye başladığı 19. yüzyılda ilgilenmeye başladı. Türk lehçebilimi (diyalektolojisi) de, başlangıçta yabancıların gayretiyle, bu sıralarda gelişmeye başladı. Ancak, diyalektolojik bir çalışma amacıyla hazırlanmadığı takdirde, biz yine de 11. yüzyıla ait Kaşgarlı Mahmut’un meşhur "Dîvân-ı Lûgati’t Türk"ünü anmadan edemeyeciz.

Anadolu Türkçesi, ya da Anadolu lehçesi, Türkiye Türkçesiyle eş anlamdadır (Aksan, sayfa 141). Türkiye Türkçesi dediğimiz Anadolu lehçesi’ne Rumeli Türkleri de dahil oluyor. Kendi yazı dili olmadığı ve bugün Türkiye’de konuşulan Türkçe’den pek büyük farklılıklar göstermeyen Rumeli Türkçesi, Anadolu lehçesine girmektedir. Ağız farklılıkları ise bir dilin birliğini bozmamaktadır. Ağızlar, bir lehçeye ya da yazı diline zaman zaman kelime vermediği de yok değildir. Derleme sözlükleri bu maksatla yapılır. Bugün ise, (büyük) bir kent içinde, değişik semtlerde yaşayan insanların, o semte mahsus ağız farklılıklarını görebiliyoruz. Dolayısıyla, son zamanlarda dilbiliminde bir de "kent diyalektolojisi" (Urban Dialectology) baş gösteremeye başladı. Bu diyalektoloji, Amerika dilbilimcileri tarafından New York metropolü için ortaya atıldı ve çok ilginç çalışmalar ortaya atılıyor (İviç, sayfa 263, 266.).

Batı Rumeli’de (ya da Makedonya’da) Üsküp ağzı, kendi özelliğiyle, tek başına bir ağzı teşkil eder. Kent içinde her ne kadar bazı semtlerde (Gâzi Baba, Serova, Çayır...) konuşulan Türkçe arasında ufak tefek farklılıklar olmasına rağmen, biz burada, her semtte ve köyde çokça bilinen "maksım" kelimesi üzerinde kendi görüşlerimizi ortaya atacağız.

Üsküp ve yöresinde "çocuk", "küçük", daha nadır "acemi" anlamında kullanılan "maksım" kelimesi, "m" ile başladığına göre, Türkçe kökenli olmadığı hemen göze çarpıyor. Türkçede "maks" diye bir kelime yok. Bu kelimenin isim mi, fiil mi olabileceği ihtimalini, muhtemel ekten çıkarmak lâzım. Kelimenin sonunda bulunan "ım" ses grubunu bir ek olarak alırsak, bu olsa olsa "-ım" 1. teklik iyelik ekinden başka bir ek olamaz. Tahminen kelime sonunda iyelik eki bulunduğuna göre, "maks" kelimesinin isim olması gerekir. Ancak, Türkçede ne "maks" diye bir isim var, ne de bundan "benim maks’ım" anlamında, iye bildiren bir kelime çıkabilir.

"Maksım" kelimesinin Arapça olduğu yapısından bellidir. Delil olarak, kelimedeki "k", "s" ve "m" fonemlerinin "kısm" (kısım) kelimesini verdiğini gösterebiliriz. Bu "kısm" kelimesi, "maksım" kelimesinin isim köküdür.

Burada küçük bir tereddüt var. Arapçada "maksım" diye bir kelime olmadığına göre, bunun, yerel (Üsküp) halkın ağzında bazı ses değişikliklerine uğradığını söyleyebiliriz. Burada iki seçenek var: "maksim" ve "maksûm". "Maksim"in anlamı "taksim edilecek, bölünecek, dağıtılacak yer"dir (Devellioğlu). Demek, "yer" ifade ediyor. Bu anlamla "çocuk" arasında hiçbir alâka yok.

İkinci seçenek olan "maksûm" kelimesi ise, "ism-i mef’ûl" kalıbında olduğuna göre, edilgenlik (pasif) göstererek, "taksim edilmiş, ayrılmış, bölünmüş" anlamındadır (Devellioğlu; Yeğin). Bu anlam ile "çocuk" arasında bir bağ bulmak mümkündür. Çocuk zaten doğuşla annesinden ayrılır, bölünür, kendi başına yaşar. Tahminimize göre, Üsküp’te ve Makedonya’nın diğer bazı yerlerinde bolca "çocuk" anlamında kullanılan "maksım" kelimesinin, Arapça "maksûm" kelimesinin yerel halkın ağzında bir varyantıdır.

Türkçede uzun vokalin bulunmamasına rağmen, Osmanlıca’nın etkisiyle, Türkçe’ye giren Arap ve Fars kökenli kelimelerden ötürü, hem konuşma, hem de yazı dilinde uzun vokale rastlanır. Makedonya Türklerinde ise, zaman zaman yumuşak "g"nin düşmesiyle, ortada kalan iki aynı vokalin yana yana gelerek, uzun vokal gibi işidilmesinin dışında, uzun vokale hiç rastlanmaz. Dolayısıyla, "maksûm"daki uzun "u" sesini yerel halk kısa söyler.

Çok ilginçtir ki, bugün Makedonya Türk ağızlarında ünlü uyumları hemen hemen yok denecek kadar azsa, bu kelimede hem büyük, hem de küçük ünlü uyumu çalışmıştır. İlk aşamada bu kelime "maksum" olmuştur (normal "u" ile). Ancak, Türkiye Türkçe’sinde "a" fonemini içeren heceden sonra, "u" gibi dar-yuvarlak ünlülü bir hece gelemez. Bu, küçük ünlü uyumudur. Bunun yerine, "a" ünlüsünden sonra ancak yine "a" ya da "ı" ünlüsü gelebilir. Şimdi, seslerin tamamıyla "maksım" kelimesine geldik.

İkinci delil. Yukarıda zikrettiığimiz "maksim" kelimesini bir daha ele alalım. Büyük ünlü uyumuna göre (bir kelimede tüm vokaller ya ince, ya da kalındır), "a" ünlüsünden sonra ince "i" ünlüsü gelemez. Burada da bir benzeşme (asimilasyon) vardır. İnce "i" ünlüsü, kendisinden önceki kalın "a" sesine benzeyerek, kalın şeklini alır. Yani, "ı" olur. Burada da aynı yere geliyoruz.

Sonuç olarak, Üsküp ağzında ve Makedonya’da diğer bazı ağızlarda rastlanan "maksım" kelimesinin Arapça "maksûm" kelimesinden geldiğini kesinlikle söyleyebiliriz. Zamanla, küçük bir anlam kayması olmuş ve "taksim edilmiş, ayrılmış, bölünmüş"ten, "çocuk" anlamını almıştır.


Kaynakça:

1. Aksan, Prof. Dr. Doğan: Her Yönüyle Dil (Ana Çizgileriyle Dilbilim) - Türk Dil Kurumu Yayınları: Ankara, 1979, cilt: 1.
2. Ivic, Milka: Pravci u lingvistici - Drzavna zalozba Slovenije: Ljubljana, 1978.
3. Devellioğlu, Ferit: Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat - Aydın Kitabevi: Yenişehir, Ankara, 1988
4. Yeğin, Abdullah: Osmanlıca-Türkçe İslamî-İlmî-Edebî-Felsefî Yeni Lûgat - Hizmet Vakfı Yayınları: İstanbul, 1991

visitors since April 05, 2001.
All materials presented here are copyrighted.
© Oktay Ahmed, 1997-2001. <www.OktayAhmed.com.mk> <Oktay@OktayAhmed.com.mk>

1