Official Web Presentation of
Oktay Ahmed

SAMPLE WORKS

CV
Bibliography
Sample works
Pics
Links

Go to initial page

E-mail

 

ÜSKÜP TÜRK AĞZINDAKİ "EY" KELİMESİNİN GEÇMİŞİ ÜZERİNDE
BİRKAÇ SÖZ

Makedonya Türk ağızları, diyalektolojik ve dilbilimi çalışmaları için çok ilginç bir malzemedir. Bugün ayakta olan bazı kelimeler, geçmişte olduğu gibi muhafaza edilmiş, bir diğerleri ise fonetik ve fonolojik değişmelere uğramıştır.

Bu yazımızda, Üsküp Türk ağzında olduğu gibi, Makedonya’nın diğer Türk ağızlarında da sık sık rastlanan, her günkü hayatta onlarca defa kullanılan, "iyi" anlamındaki "ey" kelimesinin geçmişi ile bazı bilgileri aktarmak istiyoruz.

Eskiden bugüne gelerek, "iyi" kelimesinin tarihî gelişmesini, Gök Türk Devleti’nin resmi dili olan Gök Türkçe (ya da, Moğolistan’ın Orhon ırmağına yakın bulundukları için, Orhon Türkçesi) ile yazılmış Gök Türk (ya da Orhon) Yazıtları’ndan beri takip edebiliyoruz.

Dolayısıyla, "iyi" kelimesinin en eski (yazılı) şeklini bu anıtlarda buluyoruz. Orhon Abidleri’nde kullanılan şekil "edgü"dür. İlk örneği, Kültigin Yazıtı’nın Güney yüzünde (Tekin, sayfa 4; G 6) yer alan metnin bir parçasından veriyoruz:

"edgü bilge kişig edgü alp kişig yorıtmaz ermiş..." (İyi (ve) akıllı kişileri, iyi (ve) cesur kişileri ilerletmez imiş.)

"Edgü" kelimesinin Üsküp ağzındaki "ey" kelimesiyle karşılaştırıldığında, benzerlikler kendiliğinden hemen ortaya çıkıyor. İlk hecedeki "e"lerin çoğu kez yerini "i" ünlüsüne bırakması, Türkçenin eskiden beri başlıca ses değişmelerinden biridir (Ergin, s. 76). Anadolu lehçesinde, bu değişimin sonucu olarak, söz konusu kelime "iyi" şeklini almıştır. Ancak, Üsküp ve Batı Rumeli ağızlarında bu kelimenin ilk hecesindeki "e" ünlüsü, yerini "i" ünlüsüne bırakmamış ve kendini muhafaza edebilmiştir.

1069 yılında Balasagunlu Yusuf Has Hâcip’in yazmış olduğu çok değerli eser "Kutadgu Bilig"de de "edgü" kelimesine rastlıyoruz. Aradan üç yüzyıl geçmiş, ancak kelime Gök Türkçe’deki şeklini korumuştur:

"Kamug edgüke bolsa elgi uzun,
Uvutlug silig hem kılınçı tüzün."

(Bütün iyiliklere elini uzatmalıdır,
Terbiyeli, temiz, edimleri (amelleri) de soylu işi.) (Dilâçar, sayfa 33, 34)

En eski bilinen şekil "edgü"den sonra, bu kelime yavaş yavaş ses değişmelerine uğrayarak, biçimini değiştirmiştir. İkinci örneği, 15. yüzyıl metinlerinden vermek istiyoruz:

"eyü olsun işün çün sen eyüsin,
eyüler her işün işler eyüsin"
(Timurtaş, sayfa 291; Ahmed-i Dai: "Vasiyyet-i Nûşirvan", 303-12)

Örnekten görüleceği gibi, incelediğimiz kelimenin şekli "eyü"dür. Gök Türk yazıtlarında görülen "edgü", sonraları "eyü" şeklini almıştır. Kelimenin ikinci sesi "d" düşerek, sonradan da g > ğ değişimi (Ergin, sayfa 85) meydana gelmiştir. Bugün dahi "ğ" sesi "y" olarak işidilir ve yazıda da çoğu zaman yerini bu sese bırakır. Meselâ, gör-me-mek-i > görmemeği > (telâffuz ve yazıda) görmemeyi.

Aradan beş yüzyıl geçmesine rağmen, "eyü" kelimesinde, Rumeli’de sadece bir son vokal düşmesi görülmektedir. Oysa, yukarıda da belirttiğimiz gibi, başta ve ilk hecede, tarihî açıdan bakıldığında, bir e > i değişmesi yaşanıyor (Ergin, sayfa 76). Baştaki "e" sesinin yüzyıllarca deşismemesinin sebebi, yanındaki "y" sesinden dolayı olduğunu tahmin ediyoruz. "y" sesi akıcı bir ünsüz olduğundan dolayı, çoğu zaman "i" sesi olarak işidilir. "e" sesi "i" ünlüsüne dönüşseydi, yan yana çok benzeyen iki ses olacaktı: "iy" veya "ii". Üsküp ağzındaki "ey" kelimesinin "e" ünlüsü, üzerinde vurgu da bulunduğu için, o kadar kuvvetli bir sestir ki, yakın bir gelecekte kolay kolay "i" sesine yerini bırakmayacağı hemen hemen kesindir.

Şimdi, "eyü" kelimesinin sonundaki "ü" sesinin nasıl düştüğüne değinelim. Son yüzyıllarda ortaya çıkan Küçük Ünlü (düzlük-yuvarlaklık) Uyumu’ndan dolayı, geniş-düz (a, e) ve dar-düz (ı, i) ünlülerden sonraki hecede dar-yuvarlak ünlüler (u, ü) gelmez. Geniş-yuvarlak vokaller (o, ö) ise, kelimenin sadece ilk hecesinde gelebilir. Bundan hareket ederek, "eyü" kelimesinin ilk hecesindeki ince-geniş-düz "e" ünlüsünden sonra, ancak ince-dar-düz "i" ünlüsü gelebilir. Şimdi karşımıza "eyi" kelimesi çıkıyor. Vurgu ilk heceye düştüğü ve yan yana iki benzer sesin (y, i) gelmesinden dolayı, vurgusuz olan ikinci vokal düşmüştür. Zaten, vurgusu ilk hecede olan "eyi" ve "ey" kelimesinin telâffuzunda çok az fark vardır. Zamanla bu değişim halkın ağzında yerleşmiştir.

Burada bir tereddütü ortadan kaldırmak için, ona da yer vermek istiyoruz. Yukarıdaki örnekte geçen "eyü" kelimesinin fonetik değişmeyle bugün Üsküp ağzında yaşadığını gördük. Ancak, yine 15. yüzyıla ait diğer bir kelimeden de konumuzla yakından ilgisi olduğuna işaret ediyoruz. Şu örneklere bir bakalım:

"ışk ile dinleyesin key er isen" (Timurtaş, sayfa 301; "Mevlid-Vesiletü’n-necat", 9-5)
"izzetini key sakınun bu sözün" (aynı)
"key sabr it" (Timurtaş, sayfa 301; Ahmed-i dai: "Vasiyyet-i Nûşirvan", 304-5)

Alıntılardaki "key" kelimesine dikattleri çekiyoruz. Bu sözcüğün anlamı "iyi, iyice, pek, çok, gayet, fazla, ziyade"dir (Timurtaş, sayfa 301). "key" kelimesinin de Üsküp ağzındaki "ey" kelimesiyle yakından alâkası olabileceği görüşü meydana çıkabilir.

Fonetik analizine geçelim. "key" kelimesinin başındaki "k" sesi, "ey" şeklinde yoktur. Düşmesinden önce, bazı ses değişmelerinin meydana gelmiş olabileceği şüphesizdir. "k" sesi kendi başına güçlü bir ses olduğu için, düşmez. Düşmeye, sadece zayıf sesler tabidir. Düşme olayına kadar bazı tahminlerde bulunmak istiyoruz. Birinci tahmine göre, bu ünlü ilk önce "g" sesine dönüşmüştür. Türkçede k > g değişmesi bilinen bir hadisedir (Ergin, sayfa 85). Öte yandan, yumuşama devam ederek, g > ğ değişimi, ardından da "ğ" sesinin düşmesinin meydana geldiği öne sürülebilir. Bunun doğru olabileceği ihtimali çok zayıftır, çünkü kelime başında "ğ" sesi bulunmaz. Bunun dışında, Türkçede "sert k" > "sert g" değişimi bilinir (Ergin, sayfa 86), ancak "yumuşak k"lerin "yumuşak g" ünsüzüne değişmesi olayı tartışılacak durumdadır ve örnek gösterilmesi zordur.

İkinci ihtimal, "k" ünlüsünün yumuşayarak, "h" sesine dönüşmesi üzerindedir. Bundan sonra, işimiz zaten kolay. Rumeli’de, kelime başında "h" sesi bulunmaz, yani düşer. Fakat bu ihtimalin de ne kadar doğru olabileceği tartışılır bir konudur, çünkü Türkçe’de "sert k" sesinin "hırıltılı h" sesine dönüşmesi olayı biliniyor (Ergin, sayfa 86), ama "yumuşak k"nin "yumuşak h"ye dönüşme hadisesi görülmemiştir. "Hırıltılı h" sesine dönüşme olsaydı, Türkçede "hırıltılı h" > h değişimi var olduğuna göre (Ergin, sayfa 87), Rumeli’de kelime başındaki "h"lerin düşmesiyle, olayı aydınlığa çıkarırdık. Ama, durum öyle değil.

Demek ki, 15. yüzyılda görülen "key" kelimesinin Üsküp ve Rumeli ağızlarındaki "ey" kelimesine kadar geçiş sürecini, bilinen hadiselerle açıklamak çok zor oluyor. Belki de imkânsız. Açıklamada takınılan tek nokta, Türk dilinde "yumuşak k" > h değişiminin olmaması, görülmemesindedir.

Dolayısıyla, bugünkü "ey" kelimesinin, 15. yüzyıldaki "eyü" şeklinden gelmiş olduğuna kesin gözle bakmamız mümkündür. Böylece edgü > eyü > ey değişimini bilimsel yöntemlerle gösterebilmiş oluyoruz.


Kaynakça:

1. Tekin, Talât: Orhun Yazıtları
2. Dilaçar, A.: Kutadgu Bilig İncelemesi - Türk Dil Kurumu Yayınları: Ankara, 1972.
3. Timurtaş, Prof. Dr. Faruk K.: Eski Türkiye Türkçesi (XV. Yüzyıl) - İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları No. 2157 : İstanbul, 1977, sayfa 291
4. Ergin, Prof. Dr. Muharrem. Türk Dil Bilgisi - 18. Baskı - Bayrak Basım/Yayın/Tanıtım: İstanbul, 1989

visitors since April 05, 2001.
All materials presented here are copyrighted.
© Oktay Ahmed, 1997-2001. <www.OktayAhmed.com.mk> <Oktay@OktayAhmed.com.mk>

1