Commline.gif

AKŞEMSEDDİN EFENDİ'NİN HAYATI

     1930 yılında Şam'da dünyaya gelen Akşemseddin,yedi yaşındayken babası Kurtboğan Şeyh Hamza ile Anadolu'ya gelerek yerleşmiştir.Şeyh Hamza,Hz.Ebubekir soyundan ve Mevlana Celaleddin Rumi'nin akrabalarındandır.Şeyh Hamza kuvvetli bir alim,zahid ve veli olup,vefat ettiğinde defnolunduğu günün gecesi bir kurt kabrini açarak Şeyh Hamza'yı parçalamak istemişti.Çünkü kurt,o beldenin mezarlarına musallat olmuş,yeni defnedilen mezarları bulup ölüyü mezardan çıkartarak parçalıyordu.Şeyh Hamza'yı da parçalayıp yemek istemişti.Fakat Şeyh Hamza mubarek elini mezardan uzatarak kurdu boğazından sıkıp öldürmüş,ertesi sabah ziyarete gelen halk kurdu ölü,Şeyh Hamza'nın kolunu da mezardan çıkmış bulmuşlardı.Ziyarete gelen Allah dostlarından biri, "Kurda değdiği için Şeyh Hamza'nın elinin yıkanması gerekir" demiş,elini yıkadıklarında da eli hemen mezarın içine çekilmişti.Bu olaydan sonra Akşemseddin'in babası Kurtboğan lakabıyla anılmıştır.Kurtboğan Hamza'nın vefat ettiği yıl kesin olarak bilinmemektedir.

     Küçük yaşta Kuran'ı Kerim'i ezberleyen Akşemseddin kuvvetli bir medrese eğitimi görmüş,zekasının kıvraklığı ile kısa sürede ilimleri öğrenmiş tıp ilminde de mesafeler almış ve zamanının en büyük bilgini olmuştu.Tahsilini bitirdikten sonra Çorum Osmancık'ta bulunan medreseye müderris olan Akşemseddin,müderrislik yapmakta iken zahiri ilimlerden sıkılarak batın ilmine yönelmişti.Bu ilminde bir mürşid vasıtasıyla elde edileceğini biliyordu.O sırada Ankara'da kuvvetli bir mürşid olan Hacı Bayram-ı Veli'nin ünü Anadolu'nun her tarafına yayılmıştı.Akşemseddin bu düşünceyle Osmancık'tan ayrılarak Ankara'ya gelmiş ve Hacı Bayram-ı Veli'nin müridi olmuştur.Hacı Bayram-ı Veli Akşemseddin'i oldukça zor imtihanlara tabi tutmuş,nefsini terbiye ve ıslah etmek için büyük meşakkatler çektirmişti.Bir defasında,yedi günde bir kaşık sirkeden başka bir şey yedirmemiş,ancak O bütün bunlardan rahatsızlık duymamış hatta kendisi daha fazlasını istemişti.Şeyhinin kendisine buyurduğu talim ve terbiyedeki şiddetin derecesini kendi arzusu ile artırdığı zaman Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri akşemseddin'e "Ya Köse derin riyazet edersin,nefsinin isteklerinden sakınırsın,akıbet nur olursun,vefat ettiğinde seni kabrinde bulamazlar" demiştir.

     Böylece O kısa zamanda tasavvufun bütün özelliklerini öğrenerek Hacı Bayram Veli'den icazetini almış ve onun en gözde müridi olmuştur.Akşemseddin'in kısa zamanda icazet almasına hayret edenler Hacı Bayram Veli'ye "Diğer dervişlere otuz-kırk yıldır icazet vermedin,az zamanda bu ak şeyhe hilafet verdin.Bunun sırrı hikmeti nedir.?" diye sorduklarında Hacı Bayram Veli, "Akşemseddin uyanık,akıllı ve zeyrek bir kösedir.her ne gördü,duydu ise tereddütsüz hemen inandı.Hikmetini ise sonra yine kendisi anladı" demiştir.Akşemseddin daha sonra Beypazarına giderek orada bir mescit ve bir değirmen inşa etmiş,ancak etrafına fazla kalabalık toplanması sebebiyle önce İskilip Evlek'e,oradan da Göynük'e geçerek yerleşmiştir.Hacı Bayram Veli Ankara'da faniden bakiye göç ederken oradakilere,"Benim namazımı Akşemseddin kıldırsın ve cenazemi yıkasın" diye vasiyette bulunmuştu.H.Bayram Hazretleri son nefesini vermeden Akşemseddin Ankara'ya gelmiş,şeyhinin hasta yatmakta olduğu yatağının baş ucunda hazır bulunmuştu.Vasiyeti üzerine cenazesini yıkayıp,namazını kıldırdıktan sonra defn işlerini yapmış,işler bitince H.Bayram Veli'nin doksan bin akçe vereceği çıkmıştı.Akşemseddin bu paranın otuz bin akçesini ödemeye vaadetmiş,geri kalanını da velinin yakınları ödemişlerdi.Akşemseddin üzerine aldığı otuz bin akçenin yirmidokuz binini ödemiş,geriye bin akçe kalmıştı.Alacaklı Akşemseddin'e bin akçeyi de hemen ödemesini söyleyince,Akşemseddin alacaklıya bir kaç gün müsaade et dediyse de alacaklı sert bir şekilde alacağı bin akçenin hemen ödenmesini istemişti.Bu söze oldukça üzülen Akşemseddin "Peki öyleyse bahçeye gir alacağın bin akçeyi al" demiştir.Alacaklı bu durumu şöyle anlatmıştır. "Akşemseddin'in emriyle bahçeye girdim,bahçenin içinde yassı yaprakları olan bir ot gördüm,otun her yaprağının üzerinde bir akçe duruyordu.Otta o kadar yaprak vardı ki sayısını Allah'tan başka kimsenin bilmesi mümkün değildi.İşte O yapraklardan bin akçemi topladığımda yaprakların üzerindeki akçelerin hiç eksilmemiş olduğunu gördüm.Bu hali görünce hayretler içinde kaldım.Hemen dışarı çıkıp Akşemseddin'in huzuruna vardım,o bin akçeyi önüne koyarak bu akçeleri size bağışladım" dedim ve kendisine yalvardım.Lakin O bin akçeyi kabul etmedi.

Yazım işlemi devam etmektedir

1