Kendi Ağzından

Harita Y.Mühendisi

Hüseyin C. BOZKIR

1908 yılında Çanakkale’de doğdum. İlkokulu ve Ortaokulu Ezine’de, Liseyi Ankara’da bitirdim. Lisede Kemal ZAİM’in fizik kitabı ve GREIWIE’nin matematik kitabi çevirisi izleniyordu. Matematik hocası olmayı çok istiyordum. Bu yüzden İstanbul’da Darülfünun’un (üniversite) Biyaziye (Matematik) bölümüne girdim. 0 za­manlar Zeyneb Hanım Konağında öğrenime başladım. Ali YAR trigonometriye, Salih Zeki (SAYAR) matematiğe, Fatin GOKMEN astronomiye geliyordu. Bir yıl ma­tematik okuduktan sonra aradığımı bu­lamadığım için ayrılarak yurt dışı sınavlarına girdim. 0 yıllarda her yıl yurt dışına 300-400 öğrenci gönderiliyordu. Çünkü birinci dünya savaşı aydınları, kurtuluş savaşı da yedek subayları erittiğinden okuma yazma bilenler çok azalmıştı. Şansımıza sınava girdiğimiz 1938 yılı tüm dün­yada ekonomik kriz yılı idi. Bu yüzden kontenjan tüm Türkiye’de iki kişiye düşmüştü ve bu iki kişilik kontenjan Harita Genel Müdürlüğü ve Genel Kurmay’ın ısrarı ile sadece haritacılar için ayrılmıştı. Haritacılık konusunda pek fazla bilgim olmadığı için nazlandığımdan fizik hocamız Hayri DENER “Tuna nehrini geçte istersen papaz olarak dön” diye Avrupa’ya gitmemi teşvik temişti. Sınavı kazanmıştım. Diğer başarılı aday İstanbul’dan Ekrem ULSOY’du. Bana adresini vererek beraber gitmemızı tembihlediler.
ULSOY’lar İstanbul’da Sultanahmet’te oturuyorlardı. Çocuk gibi ufak tefek biri olan Ekrem ULSOY’la beraber Almanya’ya gideceğimize ailesi de çok sevindi. Çünkü ULSOY İstanbul dışına hiç çıkmamıştı. Ben hem yapılıydım hem de ba­bamın memuriyeti dolayısı ile yalnız bar şımıi seyahate alışıktım. Birlikte Berlin’e gittik. Oğrenci müfettişi Cevat Dursunoğlu’na gitik. Bizleri dil öğrenmek için ayrı yerlere gönderdiler. ULSOY’u Polonya sınırında Lüben’e, beni Halley’e 20 km uzak­hkta Eisleben’e gönderdiler. Beni Halley’e kadar, hukuk dalında doktora için gelmiş öğrenci derneği başkanı Tahsin Bekir BALTA götürdü. Eisleben 20 bin nüfuslu bakır madeninin çıkarıldığı, LUTHER’in doğum ve ölüm yeri olan ve her yıl birçok protestanın, ziyaret ettiği bir işçi kasabasıydı. Daha önce lisede Fransızca Öğ­renmiştim. Burada 9 ay bir liseye devam ettim. 12 sınıflık kız erkek karışık Öğrencileri olan bu okulun müdürü Dr. EBERT beni az Fransızca bilen bir pansiyona yerleştirmişti. Oğretmenler derse girer girmez 5 dakika benimle Fransızca meşgul oluyorlar ve daha sonra Almanca olarak derslerine devam ediyorlardı. Benden önce Ema­nullah Han burada Almanca öğrendiğinden beni de çok zengin zannediyorlardı. Mark 49 kuruştu. Oysu ben 150 lira karşılığı 300 Mark alıyordum. 9 ay sonra yapılan basit bir sınavla Yüksek Öğrenime. yeterli Almanca öğrendiğim belgelendi. Berlin’e dönerek Öğrenci müfettişi ile Rektöre gittik. Rektör o dönem ünlü Jeodezici Otto EGGERT idi. Kayıt olmadan önce 6 ay pratik yapmam ge­rektiğini söylediler. Ben bu çalışmayı da halkına çok ısındığım Eisleben’deki Ka­dastro dairesinde ve bakır ocağında ma­dencilik ölçmeleri ve nivelman yaparak Ber­lin’e döndüm. Biz oradayken Muhittin ARAN Bavyerada Münih THyı bitirerek Berlin’e staja gelmişti. Bir süre sonra Macit ERBUDAK ve Lütfi ILMAN geldiler. Fen fakültesi mezunları olup matematik ve fizikleri kuvvetli olan bu öğrencilerin az bir öğretim yapmaları düşünülmüştü ama ne­dense bunlar da baştan başladılar. Öğrenci derneği başkanı Türkiye’ye dönmüştü. Cevat DIJRSUNOGLU’NUN baskısıyla öğ­renci derneği başkanı seçilerek burayı bir düzene koydum. 0 sırada ilginç bir olay ya­şadım Türkistanlı Tahir Bey adında bir profesör bizim Türk öğrencilerine Turancılıkla ilgili bir konferans vermek istedi. O sırada Turancılık Atatürk ilkelerine göre yasaktı. Daha sonraları Milli eğitim Bakanı olan za­manın öğrenci müfettişi Reşat Şernscttin SİRER’e olayı anlatarak ne yapmam gerekeceğini sordum. O da Başkonsolos Selim SARPER’e danışarak bu konferansı küçük bir lokalde yaptırmamı ve neler anlattığını rapor etmemi söylediler. Öğrenci derneği başkanı olarak 2. defa seçilme durumunda karşı grup olan Galatasaray Liseliler bu konuyu İçişleri Bakanına kadar götürmüşlür. İçişleri Bakanı Şükrü KAYAdan elçi Hamdi ARPAK’a gelen yazıda beni vatan hainliği ile suçlayarak derhal Türkiye’ye geri gönderilmem istenmişti. Olayı bilen müfettiş ve başkonsolos devreye girerek aklanmıştım.
Okul ve stajlarımızı bitirip ULUSOY’la Türkiye’ye döndüğümüzde öğrenci müfettişi Cevat DURSUNOGLU Yüksek Öğretim Genel Müdürü olmuştu. Harita Genel müdürlüğünde pek içaçıcı karşılanmadık. Yapracık Köyündeki Meşe Dağı’nda Kasım Yaşar ve E. ULSOY’la birlikte astronomik gözlemler yaptık. Aramızda iş bölümü ya­parak ben zaman tayini, K. YAŞAR semt ta­yini, E. ULSOY enlem tayini işlerini üst­lendik. Bunun için Almanların Naun, Fransızların Bordo, İngilizlerin Gre­enwich’den verilen Onogo sinyallerini kay­dettik. İkinci nokta olarak Bartın’da Se­lahattin SEVGÖR, K. YAŞAR ve ben, üçüncü nokta olarak Eskişehir’deki Kozdoruğu noktalarında ölçüler yaptık.
Muhittin ARAN Almanya’dan döndükten sonra Harita Genel Müdürü Abdurrahman AYGUN paşanın kızı ve sonraları ünlü sop­rano olan BELKİS hanımla evlenmişti. Paşa, damadının işi kolaylaşsın diye beni yardımına vermişti. M. ARAN yüzbaşı rütbesi ile, ben teğmen rütbesi ile ve bir de sivil olarak Mehmet Ali ERKAN beş ay süre ile Trakyatla (Şarköy, Mürefte, Gelibolu, Lapseki, Evreşe, Korudağ) Bonne projeksiyonunda yapılmış haritaları topçuların şikayeti üzerine Gauss-Krüger projeksiyon sistemine geçirmek için nirengi işlerinde ça­lıştık. Çünkü top ve hedefler ayrı projeksiyonda yapılmış paftalarda olduğu zaman doğal olarak bazı problemler ortaya çıkıyordu. Arazi dönüşü bir masa etrafında oturarak hesaplama işlerini yaptık. Ben rasat karnelerini hesapladıktan sonra üçgenleri kapattım. Santral noktasındaki açıları ka­patmak istediğimde M. ARAN kızarak bana bu işin postabaşı olan kendisinin yapmaya yetkili olduğunu söyleyerek beni azarlamıştı. Bu işe çok içerlemiştim, ancak yönetmelik böyleydi.
Daha sonra bana 20-30 ar kişilik, fizik, matematik derslerini vcr,erek ve sınavlarını ya­parak yurt dışına gidecek askeri öğrencileri hazırlama kursu hocalığı verildi. Aylıklarımız 150 lira iken Harita Genel Müdürü Sedat Paşa “İşkodra’da şehit olmuş al-baylar bu parayı alamazken dünkü veletlere bu para verilir mi? diyerek maaşlarımız 90 liraya indirildi. İki yıl bu kurumda ça­lıştıktan sonra mecburi hizmetim için 8-10 bin lira ödeyerek ayrıldım. İş aradım, ül­kede haritacılık diye sivil sektörde bir mes­lek tanımıyorlardı. Sadece askeri haritacılık vardı. Sivil sektörde haritacılık orman ve ziraat mühendislerinin tekelinde idi. Ka­yınpederimin başbakanlık müsteşarı gibi bir görevi olmasına rağmen hiçbir bakanlıkta iş bulamadım. Çünkü böyle bir kadro yoktu. Birgün Başbakanlığa bağlı Meteroloji Müdürlüğünde bir görev bul­dular. Orada elime Fransızca bir kitap tu­tuşturularak bunun 50 sayfalık nivelmanla ilgili kısmını Türkçeye çevirmem istendi. Oradan da ayrıldım. 0 tarihlerde İsmet Paşa’nın Anadolu’da demiryolu projesi vardı. İhaleye girdim. 0 zamana kadar iha­leleri İTÜ mezunu Emin POSTALOTOĞLU ve soyadını şimdi anımsayamadığım HAYRİ Bey ismindeki inşaat mühendisleri alıyorlardı. Beni, belgen yok, daha önce bu gibi işlerde çalışmadın diyerek ihaleye sok­mak istemediler. Vaktiyle Berlin’de Bleibtreu str.de bulunan Türk lokantasında Elektrik İşleri Etüd İdaresi (EİEİ) Gn. Md. Yardımcısı Y. Müh. Muhittin KULİN ile ta­nıştım. Kendisi suların kadastrosu ile ilgili tetkike geldiğini söylemiş ve döndüğümde kendisine uğramamı tembih etmişti. Ha­ritacılık ihalelerini Harita Genel Mü­dürlüğü’nden Niyazi OTMANBOLÜK ve İshak SUBAŞI isminde iki subay tekellerine almıştı. Nafia (Bayındırlık) bakanlığı iha­lelerini EİEİ’ne devrederek istediklerine ve­rebilme olanağı yaratıldı. KULİN, İshak ve Niyazi’den şikayetçi olduğundan bu işe beni teşvik etti. EİEİ o sıralarda çok kuvvetli bir daire idi. Başlarında ABD’de okumuş Y. Mühendisler vardı. Süleyman Demiröl, Turgut Özal ve Avrupa sınavını kıl payı ULU­SOY’a kaptıran Cemil Gökçen ile orada ta­nıştım. Trabzon’dan Erzurum’a düşünülen demiryolu projesi için İshak Hakkı’ların 250.000 TL’sına karşılık ben 120.000 TL önermişitim. 20.000 TL daha düşürtürek ihaleyi bana verdiler. Bunun için Trabzon­Tirebolu-Güınüşhane, Trabzon-Gümüşhane, Gümüşhane-Bayburt-Erzurum geçkilerinde üçgen ve dörtgen zincir nirengileri kurrak fo­tograınetrik 1:1000 ölçekli haritasını, ara­zinin çok sarp olmasına karşın 1,5 yılda bi­tirerek 8000 TL kazandım. Bir haritanın prezisyonunu doğa tayin eder. Tabiat istemezse sen ne yaparsan yap. Bakanlık müsteşarı FERDİ Bey bana bu iş için tak­dirname verdi. Böylelikle sivil sektörde harita mühendisi olarak ilk harita müteahhiti ben oldum. Daha sonra Burdur-Antalya ara­sında da aynı şekilde 90 km’lik demiryolu projesi için harita yaptım. Gediz vadisinde uçuşunu Harita Genel Müdürlüğünün yaptığı 16 paftanın nirengisini yaptım. Sağlıklı olduğuna inanan HGM hu ölçü ve hesapları arşivine aldı. ABD ile EİEİ’nin birlikte ka­rarlaştırdıkları Aydın, Çile, Yatağan, Da­laman’da 15-20 bin hektarlık bir arazinin plançete ile haritasını yaptım. Bunun için Ahmet Salih KORUR’un Toprak İskan için aldığı 20 adet Zeiss plançetelerini ödünç almıştım. Dört yıl bu işlerde çalıştıktan sonra 1952’de İller Bankası 1. Bölge Mü­dürlüğüne kontrol ‘mühendisi olarak girdim. 0 zaman 1. Bölge 7 ile bakıyordu. Ayda 20 gün araziye çıkıyor ve bir zamparanın eve girdiği gibi evime giriyordum. Yani mahalleli beni tanımıyordu. 1958’de merkezde 2. müdürlüğe atandım. İller Bankası harita dairesi başkanı Vasfi Cindoruk (politikacı Hüsamettin Cindoruk’un babası) du. Ondan önce aynı Ahmet lakaplı bir haritacı vardı. bu sırada Selahattin BABUROGLU ile anlaşamayan Gn. Md. yardımcısı ve harita dairesi başkanı Cindoruk hep izine ayrıldılar. Gcncl Müdür herşeyi benden sormaya başladı. Ben de ayrılmak zorunda kaldım.
 
1960 ihtilalinden sonra Istanbul’a gelen Milli Birlik Komitesi belediyede herhangi birşey için ‘bu niye yapılmamış?’ sorusuna ‘efendim haritası yok da ondan’ diye cevap vermişler. Gerçekten haritanın olmadığı yerde disiplinsizlik başlar. Bunun üzerine belediyede bir harita dairesi kurulmasına karar verilmiş, Istanbul’daki Paşa Ankara’ya bir Albay göndererek Ankaradan bir haritacı bulmasını istemiş, beni tavsiye etmişler. Böylelikle 1961’de İstanbul Belediye Harita Dairesini kurdum. Belediyede ba,şkanı bu­lunduğum hirimin tahsisatını artırın dedikçe bütçe ile yetkili kişiler aşağı mahzen harita dolu hala harita istiyor’ diye çıkıştılar. Belediyede çalıştığım sürede üç önemli iş yaptığımı zannediyorum:
 
1. Benden önce atanmış bir haritacı olan Adnan Bey isminde emekli bir subay, bir planigraf aldırmak ve Istanbul’un kısa zamanda haritasını yapmak amacı ile bir onay çıkartmıştı. Bu işin imkansızlığını görerek M. ARAN sayesinde bu ihaleyi iptal ettirdim.
 
2. Haşim İŞCAN zamanında (1963-1964) belediyede bir harita şurası yapıldı. Saffet GURTAN’ın başkanlığında M. ARAN, Celal SONGU,- Tevfik ATEŞ, Şevket ARISOY ben ve diğer arkadaşların katıldığı 10 gün süren bir çalışma sonunda bir protokol hazırlandı. Bu protokola göre:
 
- Istanbul’un harita işine tüm kuruluşların yardımı şarttır.
 
- Arşiv haritaları tarihi kıymetleri dışında bir işe yaramazlar.
 
gibi önemli kararlar alındı ve bundan son­raki çalışmalarımız bu ilkeler doğrultusunda yapıldı.
3. İstanbul iline ait Harita Genel Müdürlüğü ile ortak bir şehir rehberi yapıldı. 1971’de kitap halinde basılan bu kitap aslında PTT idaresinden Harita Dairesi Başkanlığı’na sürekli telefon edilerek ellerinde acele telgraf olduğunu ancak telgrafın gideceği sokağın nenerede olduğunu bilemediklerini sormalarından doğmuştu. Bu çalışma için çeşitli kişilerden çok takdir almıştım
 
1953-56’da Avni PAR tarafından yapılan ni­renginin kontrol mühendisliğini yapmıştım. Daha sonra Avni PARın nirengisine da­yanarak topografik harita yapıldı. O topografik haritanın kadastral duruma ge­tirilmesi için 6000 hektarlık sur dışı haritaları Lütfü İLMAN’a ihale edilmişti.
 
İstanbul Belediyesinin sadece İçişleri Ba­kanlığı ile yazışma yetkisi vardı. Devrin İçişleri Bakanlığı ile pazarlık yaparak Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü, Harita Genel Müdürlüğü ile direkt yazışma yetkisi aldım (Genelkurmayın izni ile). Bakanlıklar arası Harita işlerini Koordinasyon ve Planlama Kurulu 2. Başkanlığını yaptım. Ali KAYA, Tahir KAMAN, Mehmet DEMİRCAN gibi harita mühendisleri arkadaşlarla birlikte belediyede uzun süre çalıştım. İETT Mdür­lüğüne harita dairesini kurarak buraya Macit ERBUDAK’ın tavsiyesi ile Ozhan AYSEV’i atadık. İzmir Belediyesi’nde hanta dairesi kurulması da teklif edildi, ancak ya­pamadım. Bclediyede 3000 TL maaşım vardı. Aynı yıllarda Teknik Okulunda ölçme bilgisi dersini verirken Jeodezik Hesap Der­sini ilk defa ben önerdim ve Milli Eğitim Ba­kanlığı Talim Terbiye’ye onaylattım. Hata bu dersin ilk öğrencilerinden biri Hüseyin DEMİREL idi. Bu sıralarda Beşiktaş’ta Işık Mühendislik Okulunda inşaat, makina ve elektrik bölümü öğrencilerine Mühendislik Matematiği derleri verdim. Ayrıca trigonometri dersinden 250 öğrenci yığılmış, pazarları ders vererek onları da çözümledim. Nazmi YILDIZ’la Maslaktaki Işık, Turgut UZEL’le Vatan Mühendislik okullarına git­tik. Sonra özel okullar devletleştirildi. Bu işim 1967 yılına kadar devaın etti. Çalıştığım süre içinde hergün Pangaltı’dan Unkapanı yoluyla yaya olarak belediyeye son­rada 4 yıl özel okullara derse giderdim.
 
Birçok müdürler 3-4 yıldan• fazla görevlerinde kalamazken ben, 1961-1974 ar­sında 14 yıl kalarak Fahri ATABEY za­manında 1973 de emekli oldum. Sonra Ahmet İSYAN geldi. 3-5 ay da onunla ve­kaleten çalışarak 1974’de tamamen ayrıldım.
İki çocuğum var. Kızım THY’de kabin amiri olarak çalışmakta, oğlum İş Bankası Müdürlüğünden emekli. İki torunumuz var, 88 yaşındayım, 4 yıl önce ufak bir ameliyat geçirmeme rağmen Allaha şükür oldukça sağlıklı sayılırım.  
 
Bu söyleşi 16 Şubat 1996 tarihinde Prof Dr. N. YILDIZ, Prof Dr. M. ŞERBETÇİ ve Prof Dr, A. YAŞAYAN’ın Sayın Y Müh. Hüseyin C. BOZKIR’ı ziyaretinde derlenmiştir.
 
1