Sunan:Diğdem KONSOL
HARİTA MÜHENDİSİ
Jeoloji
Müh.Anabilim Dalı Yüksek Lisans Öğrencisi
Sözlerime haritanın tanımı ile girmek istiyorum.
HARİTA;
Yeryüzünün bir kısmının veya tamamının belli ölçek ve yöntemlerle küçültülmüş
modelinin bir düzlem üzerine tersimi bir diğer deyimle de modern ve gelişmiş
bir toplumda yaşayanların, yerin kullanımı ve planlanması için başvurmaları
gereken zorunlu bir araçtır denilmektedir.
İşte bu zorunluluk insanoğlunun yaratılışından bugüne,
insan/toprak ilişkisi ile başlamış, bir yerde insanların toprağa bağımlı
olması, toprak üzerinde işleme ve düzenleme çalışmalarına baz olacak ölçme
gereksinimi nedeniyle, bu işlevin ana altlığı olan harita ve haritacılık
mesleğinin doğmasına neden olmuştur.
Haritacılık çağdaş uygarlık ve bilim modelinin bir
ürünü olduğu kadar, onun aynı zamanda kaynakları arasında da yer almaktadır.
Haritacılığın Batıda çağdaş anlamda gelişmesi Rönesans
ve Aydınlanma olaylarına bağlanır. Rönesans "Bilim"i dogmalardan ve
efsanelerden kurtararak, doğaya dönük, doğayı anlamaya ve öğrenmeye ve ona
egemen olmaya yönelik bir sürece girerken, büyük kaşifler de denizaşırı
ülkelere uzanan gezilere girmişler ve bu arada Kopernik Astronomisi, Galile
Fiziği, bütün bilgi alanlarına olduğu gibi özellikle deniz haritacılığına da
yeni ufuklar açmıştır. Buna karşı, haritacıların yapıtları da dünyanın
boyutlarını ve uzak ülkelerin imgelerini somut ve anlaşılır biçimde ilgililere
sağlamışlar ve böylece çağdaş bilgiler modelinin oluşmasına yardım etmişlerdir.
Dünyada haritacılık
başlıca İlkçağ, Ortaçağ, Yeniçağ
haritacılığı gibi üç aşamadan geçmiştir.
İlkçağ
haritacılığının uygarlığın bir fonksiyonu olarak M.Ö. 4000 yıllarında başladığı
düşünülmektedir. Babil kentinin, bu dönemlerden kalma ve tablet üstüne çizilmiş
bir kadastro haritası bulunmuştur. Bugünkü Dicle-Fırat nehirleri arasında kalan
ve M.Ö. 3800 yıllarında ilk çağın en ileri uygarlıklarının kurulduğu
Mezopotamya'da Fırat Nehrinin akışını gösteren balçık üzerine yapılmış
haritalarla, Mısır'da bulunan haritalar, araştırmalara göre ilk haritadır. M.Ö.
3000 yılında ise bilgin Yu-Kong, Çin'in bir haritasını çizmiştir. Bu
haritaların yanısıra M.Ö. 1300 yıllarında Mısır'da Hamamat Vadisi'nin doğusunda
bir maden ocağını gösteren papirüs üzerine çizilen harita da ilk
haritalardandır.
Gayrımenkullerden alınan verginin adil ve hakkaniyet
ilkelerine uygun olması için taşınmazın yüzölçüm ve kıymetinin tespitine
yönelik mali nitelikli harita ve kadastro çalışmaları da M.Ö. 1878 yıllarında
uygulanmaya başlanmıştır.
Yunanlıların harita yapımında daha ileri bir aşamaya geçtikleri M.Ö. 550
yılında Anaxamandros'un oldukça geliştirilmiş haritalar çizdiği görülüyor.
İskenderiye'li Ptolemaios (Batlamyus) M.Ö. II. Yüzyılın
ilk yarısında dünyanın yuvarlaklığını hesaba katarak yaptığı haritasında ilk
kez konik projeksiyon (izdüşüm düzlemi) sistemini kullanmış, boylam ve enlem
dairelerini çizmiştir.
Romalılar harita bilim ve sanatı konusunu belli maksatlara
hizmet edici bir araç olarak almışlar ve geniş imparatorluklarının yönetimi
için gerekli askeri harekete yardım edecek yol haritaları çizmişlerdir. Bununla
birlikte M.Ö. 60 yılında Krates ve M.S. 80 yılında Pompanius Mela tarafından
dünya haritaları çizildiği görülüyor.
Ortaçağ haritacılığında, bu dönemin
felsefesine uygun olarak efsanelerin ve dogmaların etkisi görülüyor. Bu
haritalarda Hıristiyan topografyası ve kozmoponisi yer almaktadır. Avusturyalı
rahip Beatus'un 778 tarihini taşıyan haritasında Cennetin katları
açıklanmaktadır.
950 yılında ise Coğrafyacı Ebu İshak İstikrari
geometrik bir dünya haritası çizmiştir. Türk asıllı Biruni'nin XI. Yüzyılın ilk
yarısında çizdiği denizler haritası önemli bir çalışmadır. Kaşgarlı Mahmut'un
1072-1074 yılları arasında yazdığı "Divanü Lügat-üt Türk" adlı
eserinde yeralan daire biçimindeki dünya haritası Türk Bilginlerinin yaptığı
ilk harita olarak kabul edilmektedir.
Ortaçağın sonuna doğru haritacılık alanında gelişmeler
olduğu görülmektedir. İdrisi'nin 1154'de Palermo Kralı için çizdiği dünya
haritası verdiği ayrıntılar bakımından gelecek dönemin öncü yapıtlarından biri
olarak kabul edilmektedir. XIV. Yüzyıl Ortaçağ haritacılığına yenilikler
getirmiştir. XIV. Yüzyılın Arap coğrafyacısı İbn Verdi ise 1349 tarihli
haritasında kıtaları, denizleri ve gerçeğe uymayan biçimde göstermek geleneğini
sürdürmektedir.
Yeniçağların başında
Rönesans bilim anlayışı haritacılığa yeni ve değişik ivme getirmiştir. Yeni
keşifler, yeni kıtaların bulunuşu harita yapımında sağlıklı çizimler için daha
uygun ortam yaratmıştır. Osmanlı haritacılığı, İmparatorluğun her alanda
gelişmişliğinin doruk noktasına ulaştığı XVI. Yüzyılda ciddi aşamalar
göstermiştir. Bu yüzyılın hemen başında Piri Reis'in haritaları Akdeniz Bölgesinde
uzun zaman yalnız Osmanlılar için değil, batılı harita çizerleri ve denizciler
için de önemli bir kaynak olmuştur. Piri Reis'in C. Colombus'un aslı
bulunamayan Amerika haritasından çekilmiş paftası da eserin aslına ışık tutması
bakımından önemli olduğu kadar yapım tekniği bakımından da o ölçüde önemlidir.
Bu dönemde dikkat çeken özelliklerden biri de harita
çizenlerin dünyayı çeşitli biçimlerde gösterme eğilimidir. J. Honter'in
haritasında dünya bir yürek biçimindedir. Lafreri'nin haritasında görülen dünye
ise iki yarım elma şeklinde çizilmiştir. 1581'de Huntig'in üç kıtayı bir
çiçeğin üç taç yaprağı olarak çizdiği görülüyor.
Ülkenin baştan başa bir nirengi ağı ile birleştirilerek haritasının çıkarılması
düşüncesini ilk kez Hollandalı Snellius önermiş, fakat uygulaması Fransa'da
J.D. Cassini tarafından yapılmıştır. Bu tekniği kullanan Fransızlar 1747-1793,
İngilizler 1791-1872 yılları arasında ülkelerinin ayrıntılı haritalarını
çıkarmışlardır. İtalyanlar, Avusturyalılar aynı işe 1873 yılında başlamışlardır.
Türk haritacılığının gelişmesi ve
modernize çalışmaları 1883 yılından sonra yavaş yavaş gelişme göstermiştir.
Modern Türk Haritacılığının başlaması ise 1895 yılında
Türk subayları ve Fransız harita uzmanları ile oluşan bu Taksim-i Arazi (Jeodezi)
komisyonu baz ve nirengi esaslarına dayalı modern anlamda bir harita yapımına
başlamak üzere teşkilatlanmaları nedeniyle 1895 yılı hesaba dayalı Modern Türk
Haritacılığının başlangıç noktası olarak kabul edilmiştir. İlk modern harita
çalışmalarına Vardar Havzasında Fransızlar tarafından Türk subaylarının da
beraberliğinde ufak bir arazi parçasının kadastrosu yapılmıştır. Bir yıl sonra
da 1896 Mayıs ayında 1:50 000 ölçeğinde Eskişehir ve Ağapınar paftalarının
nirengisi ve topoğrafik bütünlemesi yapılmış, ayrıca 1:10 000 ölçekli Eskişehir
Planı meydana getirilmiştir. Komisyonun 1897 yılı ve daha sonraki çalışmaları
II. Abdülhamid yönetiminin kuşkulu tutumu yüzünden ekipteki yabancılar tekrar
görevlendirilmeyerek ülkelerine dönmüşler ve çalışmalar yapılamamıştır.
1900 yılında İsmet Kaptan komutasındaki
"Heybetnüma" korveti ile Aliağa ve İzmir Limanlarının hidrografik
haritaları ve İzmir'in 1/500 ölçekli kent planı yapılmıştır. 1903'te Deniz
subayı Rahmi Bey'in kumandasında Basra Körfezi'nin hidrografik haritası
yapılmıştır.
1910 yılından sonra özellikle Türkiye'de haritacılık
alanında yapılan çalışmalar üç kısma ayrılmıştır. Bunlar;
· Jeodezik çalışmalar
· Kartoğrafik çalışmalar
· Fotogrametrik çalışmalar
- Jeodezik
Çalışmalar :
Türkiye'de jeodezik çalışmalar Harita Genel Komutanlığı
tarafından yürütülerek sonuçlandırılmıştır. Jeodezik çalışmalara geçmeden önce
biraz jeodeziden söz edelim. İnsanlığın tüm yaşamının sürdürdüğü dünyayı tanıma
arzusu varoluşundan beri vardır. Jeodezi, insanların varolduğu bütün alanlar
ile yakın ilişkide olmasına karşın, jeodezicilerin çalışmaları ve dünyanın
şekli az tanınmaktadır. Bütün jeodezik çalışmaların somut sonucu farklı
ölçekteki topoğrafik haritalardır. Haritalar modern bir toplumda yaşanılan
mekanın kullanımı ve planlanması için gerekmektedir. Harita, kısaca, yeryüzünün
gerçek bir parçasının düzgün geometrik bir yüzey üzerinde gösterilmesidir. Bu
tanımla jeodezinin amacı anlatılmaktadır. Sözcüğün etimolojik anlamı arazi
ölçme ve sınır belirlemektir. Jeodezinin diğer ödevi, tümde ve deteyda yerin
şeklini belirlemektir. Üzerinde yaşadığımız yeryüzünün jeodezide özel anlamı
vardır.
1880 yılında Friedrich Robert Helmert (1843-1917)'in
bugün de geçerli olan tanımına göre, jeodezi yeryüzünün ölçümü ve şeklinin belirlenmesi
ile uğraşan bir bilim dalıdır. Bu nasıl başarılır? Örneğin ; Münih şehir
alanının küçük bir bölgesi referans yüzeyi olarak yatay bir düzlem üzerine
izdüşürülebilir. Eğer caddeler, binalar ya da işaretli arazi noktaları gibi
önemli objeler ölçülür ve bu objelerin X,Y,Z uzay dik koordinatları hesaplanıp
referans yüzeyi üzerine dik açılı projeksiyonu yapılırsa gerçeğinin düzlem
şekli olan harita elde edilir. X, Y koordinatları objenin konumunu, Z
koordinatı da objenin yüksekliğini tanımlar. Projeksiyonda arazi yükseklikleri
alışılmış tarzda eş yükseklik eğrileri ile gösterilir. Örneğin; Federal Almanya
Cumhuriyeti gibi daha büyük bir sahanın haritası yapılmak istenirse, yer
eğriliği etkisi nedeniyle yatay düzlem yerine eğrisel bir referans düzlemi gerekir.
Küre yüzeyi bunun için uygun değildir. Çünkü, yerin deniz yüzeyi ile aynı
düzeye getirildiği düşünüldüğünde kutuplarda kutuplarda bir basıklık, ekvatorda
ise bir şişkinlik görülecektir. Bu yerin şeklinin küre olmadığını aksine a ve b
gibi iki yarı ekseniyle belirlenen bir dönel elipsoid olduğunu göstermektedir.
Jeodezinin çalışma tarzını kesinlikle etkileyen bir problemde yerin şekliyle
olan ilişkisidir. Konum için referans yüzeyi olarak elipsoid uygun olmasına
karşın, yükseklikler nasıl gösterilmelidir? Yükseklikler yatay ve düşey
kavramlarına bağlıdır; bu nedenle yerin gravite alanı ile bağlantılı bir
referans yüzeyi gereklidir. Bununla ilgili olarak şöyle düşünebiliriz: Deniz
yüzeyinin, bir dağ gölünün rüzgarsız bir gündeki gibi hiçbir şeyden etkilenmediği
düzgün bir hali düşünülürse, yüzeyin her noktası çekül doğrultusuna, başka bir
deyişle kütlesel çekim kuvveti ve yer dönmesinin oluşturduğu merkezkaç
kuvvetinin bileşkesi olarak tanımlanan yerçekimi (provite) kuvvetine diktir.
Jeoid olarak adlandırılan, kıtaların altından geçtiği düşünülen ideal bu deniz
yüzeyi yüksekliklerin hesabı için özel bir referans yüzeyi olarak alınır.
Yeryüzündeki bir noktanın yüksekliği jeoid ve yeryüzü noktası arasındaki çekül
doğrultusu boyunca olan uzunluktur.
Her iki referans yüzeyi elipsoid ve jeoidden elipsoid;
yerin şeklini iyi bir yaklaşımla göstermesine rağmen, jeoid için provitenin
dikkate alınması gerekmektedir.
Yeryüzünün ölçümü ve şeklinin belirlenmesi çözüm yolu
şöyledir. İlk önce yer ölçmesi ile yer elipsoidi ve jeoidi belirlenir, sonra da
uygulamalı jeodeziyle yeryüzündeki detay ölçme ve hesaplarının kartoğrafik
değerlendirilmesi sonucunda harita elde edilir.
Türkiye'de jeodezik çalışmalara bilinen üç ağın
kurulmasıyla başlanmıştır. Bunlardan,
1.
Türkiye
Ulusal Nirengi Ağı
2.
Türkiye
Ulusal Nivelman Ağı
3.
Türkiye
Ulusal Provite Ağı
Türkiye Ulusal Nirengi Ağı:
1910 yılında başlanmış olan ve 1942 yılında Meşedağ
noktası başlangıç seçilerek 1944-1953 yıllarında yoğun çalışma ile bitirilen I.
derece nirengi ağı ortalama 180 km. uzunluğunda 66 zincir ve 27 poligondan
oluşmuştur. Ayrıca 1944-1946 yılları arasında köşegenli dörtgenlerle kurulan bu
zincirler daha sonra iş hızında %25 artma sağladığı gerekçesi ile üçgen
zincirlere dönüştürülmüştür. Üçgen kenarları 25-35 km'dir. Gözlemler Wild T3 ve
Tovistok Teodolitleri ile açı ölçümü yöntemine göre yapılmıştır. Doğrultu
ölçmelerine çekül sapmaları bileşenlerinden dolayı alanların dışında her türlü
indirgeme, elipsoid yüksekliği yerine ortometrik yükseklikler alınarak
yapılmıştır. Bazların yani koordinatları bilinen iki nokta arasındaki kenar
ölçümlerin indirgemelerinde de elipsoid yüksekliği yerine ortometrik
yükseklikler kullanılmıştır. Noktaların koordinatlarının hesaplanmasında
dolaylı ölçüler dengelemesi kullanılmıştır. Ülke
nirengi ağının II. Derece noktaları, I. derece zincir arasında ve poligonlar
ortasındaki boşlukları doldurmak amacı ile oluşturulan, birbirleri ile komşuluk
bağlantıları sağlanmış yüzey ağları yapısındaki II. Derece I. basamak noktaları
ile I. derec içindeki boşlukları doldurmak ve sıklaştırmak amacıyla kurulan II.
Derece 2. Basamk noktalarından oluşmaktadır. III. Derece noktalar ise I., II.
Ya da kendilerinden önce belirlenmiş III. Derec noktalara dayalı olarak nokta
dengelemesi yöntemi ile hesaplanmıştır.
Türkiye Ulusal Nivelman Ağı :
Türkiye'de ülke nivelman ağı oluşturma çalışmalarına
1934 yılında başlanmıştır. 1953 yılında kabul edilen nivelman yönetmeliğine
göre ülke nivelman ağı I., II., ve III. Derece biçiminde üç sınıfa ayrılmıştır.
Ölçüler Wild N3 ve 1988'den itibaren Zeiss Ni 002 nivoları ile invar miralar
kullanılarak yapılmıştır. 1965 yılında nivelman ağı dengelemesine başlanmış
ancak bu hesaplamalarda yer çekimi ölçülerinin önemi anlaşıldığından 1966
yılından itibaren geometrik nivelman noktaları üzerinde provite ölçülerinin
yapılmasına başlanmıştır.
Türkiye Ulusal Gravite Ağı :
Türkiye'de ilk gravite çalışması Fransa'dan getirilen
DEFFORGES'in 1896'da Eskişehir ve Bakırköy'ü sarkaçla ölçtüğü mutlak gravite ile
başlamıştır. Türkiye'de genel anlamda gravite çalışmalarına 1956 da gravite ağı
yapımı ile başlandı. 24 noktadan oluşan I. derece gravite ağı 1956-58 yılları
arasında kurulmuştur. II. Derece gravite istasyonları, I. ve II. Derece
nivelman geçkilerinde 5-10 km. aralıklarla alınmıştır. III. Ve IV. Derece
noktaları (5400 nokta) her 1:25000 paftada 6-10 nokta olacak şekilde
alınmıştır. Bu geçkilerin dışındaki noktaların yükseklikleri nivelman veya
trigonometrik yöntemle +10 cm incelikle hesaplanmıştır. I. derece gravite ağı
1958 de dengelenmiştir.
- Kartoğrafik Çalışmalar :
Haritalar genelde ölçeklerine göre adlandırılırlar.
Coğrafya haritaları; Ölçekleri 1:5000000-1:1000000 olan haritalara Coğrafya
haritaları adı verilir. Kartoğrafya Haritaları: Ölçekleri 1:1000000-1:200000
arasında olup büyük ölçekli haritalardan küçültülerek yapılır. İstikşaf
haritaları: Ölçekleri 1:200000-1:100000 dir. Haritası olmayan ülkelerde hızlı
yapılan haritalardır. 1:100000 ölçekli haritalar çoğunlukla 1:25000 ölçekli
topoğrafya haritalarından küçültülerek yapılır. Topoğrafya haritaları:
1:100000-1:10000 ölçeğindedir. Arazinin doğal ve yapay tüm ayrıntıları ile
şehir, kasaba, orman, çalılık, bataklık ve göl çevrelerini, her çeşit yollarla
patikaları, kuru ve sulu derelerle ayrıntıları açık olarak gösterirler.
Topoğrafik Planlar: 1:5000-1:1000 ölçeğindedir. Kadastral haritalar:
1:5000-1:500 ölçeğindedir. Belediye, kadastro, imar ve vb. işlerde kullanılır.
Yapımına Harita Genel Komutanlığınca 1911 de başlanan
1:200000 ölçekli haritalar 1925 yılında hızlandırılarak 1930 da tamamlanmıştır.
40x50 cm boyutlu Bonne projeksiyonunda ve yersel yöntemle yapılan bu haritalar
seri nirengiye dayanmaktadır. 124 paftadan oluşmakta olup eşyükseklik
eğrilidir. 1927 de Bonne projeksiyonu terkedilerek yine 3 gradlık Gauss-Krüger
projeksiyonu uygulandı.1931 yılından itibaren Hayford elipsoidi kullanılarak
Gauss-Krüger projeksiyon sistemine geçilmiştir. 1945 yılına kadar üç gradlık
Gauss-Krüger dilimleri kullanılmış, 1946 da derece dilimli UTM sistemine
geçilmiştir. Yapılan ilk pafta Bakırköy paftasıdır.
- Fotogrametrik Çalışmalar :
Mesleğimizin en eski yöntemlerinden biri de fotoğraflar
yardımıyla harita yapılmasıdır. (Fotoğrafik Harita) İsviçreli tabiat bilgini
M.A. Kappeler ilk olarak 1726 yılında çizilmiş iki perspektiften yararlanarak
harita yapmıştır. Topoğrafik fotogrametrik harita Alman jeologlar tarafından
ele alınmış ve geliştirilmiştir. 1874 yılında Alman W. Jordan Sahra vahası
Dachel'de başarı ile kullanmış ve bilinmeyen bölgelerdeki keşif seyahatlerinde
başarılı olacağını göstermiştir. 1880 yıllarında ise İtalyanlar Alplerde
fotogrametrik çalışmalar yapmışlardır.
İlk hava fotogrametrik harita S. Finsterwalder
tarafından 1903 yılında bataklık bir arazinin 2 balondan alınan fotoğrafı ile
yapılmıştır. Hava fotoğrafının sistematik kullanılması ancak, Birinci Dünya
Savaşı ile birlikte motorlu uçakların gelişmesi sayesinde ortaya çıkmıştır.
1915 yılında O. Messter'in seri ölçme kamerasının imali ve M. Gasser tarafından
fonksiyonlu harita çizim aletini aynı yıllarda buluşu fotogrametriye teknik
anlamda boyut kazandırmıştır. Fotogrametrideki gelişmeler 1923 yılında Carl
Zeiss ve W. Baverrfeld'in Üniversal prezisyon aleti ve fotoğraf çekme
tekniğinin gelişmesine paralel olarak artmaktadır. Mühendislik, orman, jeoloji,
botanik, arkeoloji, buzullar, zoolojik araştırmalar, polisiye araştırmalar,
rontgenoloji v.s. gibi birçok alanda kullanılan fotogrametri, özellikle
kadastro ölçmelerinde Avrupa ülkelerinden; İsviçre, Fransa, Hollanda topraklarının
büyük bölümünün ölçülmesini fotogrametri ile yapmış, Almanya ise 1:5000 ölçekli
temel haritalarını fotogrametrik yolla tamamlamıştır.
1925 yılında Harita Genel Müdürlüğü ve Tapu ve Kadastro
Genel Müdürlüğü'nün kurulmaları ile askeri ve sivil amaçlı, coğrafik,
fotogrametrik ST ve STK haritaları üretilmeye başlanmıştır. Savunma ve kalkınma
amaçları için kullanılan 1:25000 ölçekli topoğrafik haritaların yapımına 1925
yılında başlanmış 1937 yılından itibaren de hava fotogrametrisinin uygulanması
ve yapımı hızlandırılan 5557 paftadan oluşan bu haritalar 1968 yılında
tamamlanmıştır.1945 yılından itibaren de bu haritalar mühendislik hizmetleri
için yetersiz kaldığından 1:5000 ölçekli Fotogrametrik Standart Topoğrafik
harita üretimine başlanmış ve halen devam etmektedir.
Belediye şehir imar planları ve belediye hizmet
projelerine esas olan halihazır haritaların yapımına ise 1936 yılında başlanmış
olup, ülkemizde kendi amaç ve gereksnmeleri için bugün çok çeşitli harita
üretilmektedir. Bu çok seslilik içerisinde
harita çalışmaları yapan başlıca kurumlarımıza şöylece göz atacak
olursak;
H.G.K., T.K.G.
Müdürlüğü, D.S.İ., İller Bankası, Belediyeler, Toprak Reformu G.M., Köy
Hizmetleri Genel M., Orman G.M. ve Özel Sektör olarak
sıralayabiliriz. Hizmetler sektöründe yer almakta olan haritacılık; ülke
savunmasından kadastro ve vergilendirmeye, İmar planı ve altyapı
projelendirmelerine, enerji ve sulama hizmetlerine, çevre düzenlemelerine,
ormanların korunmasına, arazi düzenleme ve toprağa bağlı tüm kaynakların değerlendirmesi
ile kalkınma planlarının yapımına kadar pekçok hizmetlerin ana altlığını
oluşturmaktadır.
2000'li yıllara geldiğimiz bu günlerde tarihin akışı
içerisinde haritacılık, teknolojik gelişmeler doğrultusunda, elektronik ve
bilgisayarlardaki ve yapma uydulardaki gelişmelere paralel olarak, elektronik
ölçerler, kayıt üniteleri, sayısallaştırıcılar ve otomatik çizicilerdeki
yenilikler kullanılmak suretiyle; mekanik ve çizgi haritacılığından sayısal ve
bilgi haritacılığına başka deyişle modern haritacılığa geçişi sağlamıştır. Son
yıllarda coğrafi ve kent bilgi verilerinin belli bir teknikle bilgisayar
sistemine depolanması, işlenmesi, yönetimi, analizi ve sonuçlarının ,
görüntüsel ve çizgisel olarak çıktılarının alınıp böylece grafik bilgilerle sözel
bilgilerin bilgisayar ortamında entegrasyonu sonucunda CBG/KBS (Coğrafi/Kent Bilgi Sistemi)
oluşturulmuştur. Böylece toplumun gereksinimi olan ve sektörümüzden istediği
verilere çok yönlü hızlı ve sağlıklı olarak sonuca ulaşma noktasına
gelinmiştir.
Ayrıca; Uzaya
fırlatılan yapay uydulardan yararlanılarak elde edilen Konum Belirleme Sistemi (Global Posıtıon System) GPS ölçümleri harita
sektöründe yeni bir çığır açmış ve giderek yaygınlaşmış olup bizlerin ana
dayanağı olan koordinat verisini en hızlı ve doğru olarak bizlere sunmuştur.
Uzay çağı,
1980 yıllar sonrasında uzaya gönderilen Landsat ve SPOT uydularından elde
edilen görüntülerin değerlendirilmesi suretiyle 123 yıl sonra bugün
fotogrametri ve uzaktan algılama ve yöntemlerindeki hızlı gelişim, elektronik,
bilgisayarlar ve teknolojideki baş döndürücü gelişmeler ve sağladığı olanaklar
sektörümüze yeni boyutlar kazandırmıştır. Bilhassa büyük ölçüde ihtiyaç duyulan
orta ölçekli (1:50000-1:100000) harita üretimine önemli olanaklar sağlamış, 1:50000
ölçekli topoğrafik haritaların revizyonunda SPOT stereo görüntüleri başarılı
bir şekilde kullanılmaktadır. Şu anda uydulardan elde edilen stereo
görüntülerin ayırma gücü 5-10 m olduğu, uzaya atılacak yeni peyklerle 1 m
ayırma gücüne ulaşacağı hedeflenmekte. Bu da 1:25000 ölçekli topoğrafik harita
üretimi ve revizyonuna yeni boyut kazandıracaktır. Bu nedenle uzaktan algılama
metodlarındaki baş döndürücü gelişmeleri ve sağladığı yararları (Harita,
yeryüzü doğal kaynaklarının araştırılması, çevre kirliliği, orman, coğrafi
bilgiler, hatta yakın gelecekte projelendirme çalışmaları vs.) toplumumuza
yansıtmanın yolunun bu teknolojiye sahip olmak ve uygulanmaktan geçtiğine bir
yerde Dünyanın globelleşmesi sonucu haritacılığı da gelişmeler dışında
tutamayacağımız sonucunu ortaya çıkarmaktadır.
İşte bu tarihsel akış içerisinde mesleğimizin yerinin;
bahsedilen ve toplumu yakından ilgilendiren alanlarda etkin bir şekilde
uygulanabilirliği ile doğru orantılı olacağı saygınlık bulacağı
düşüncesindeyim.