Ne geceydi breh breh breh! Taviz vermeyen bir planlama yoktu. Doğaçlama süregeldi ve süregitti. Hatta nerede ve kimlerle olacağım bile iki gün önceden belli oldu. Seçenekler, Aykut'un meşhur Taksim meydanı fiesta'sı, Özgür'ün havuz partisi, ya da, en korktuğum olasılık, Biz her milenyum Heybelideeee cingıl belz yapardıııık! nay nay nom...
yalnız başıma zart zurt barında kredi kartı borcunu tavan çatlatırcasına yükseltmekti. Gelin görünki Özgür abümüz bize La Réfuge'ü sağladı ve hokkabazlıklarımızın mekanı saygıdeğer Bülent ve Ayşe Peker'in teraslı malikanesi olarak belirlendi.

İnsan ne kadar umursamasa da, o 31 Ocak 1999 sabahı kardiyal çarpıntılı bir hevesle uyandım, sevinçliydim, yüzümü bile yıkadım. Daha doğrusu uyandırıldım. Canım anam beni feci "cool" bir New Port gömlek, ve üzerinde nam-ı diğer emperyalist orospu çocuklarının askeri güçlerinin bir dalı olan, U.S. Marines rumuzlu bir Zippo çakmakla uyanıklık haline tez ulaştırdı. Sanırım bir gün önce ona hediye ettiğim, ucuza kaçan, Charles Bukowski'nin suyu çıkmış "sıcak su müziği" adlı kitabının iadesini fazlasıyla alıyordum. Ana yüreği işte, "9 ay cildim çatladı, göğüslerim sarktı, basurdan oturamadım ve doğururken de mahrem bölgelerim CARTDADANAK diye yırtıldı, sen gelmiş bana ala ala...vs." demiyor. İnce düşün yeter. İnceyi bırak, sırf düşünmek bile yetiyor.

Neyse efendim, kalktım. Aslında kalktığım gibi TV'min başına kuruldum. Tam açacaktımki, Özgür brrrrrriiiiing yaptı. Alo!..."Olm Avusturalya ve bilmemne adaları falan filan girmiş milenyuma" dedi. Omuz-çene arasına Özgür'ün sesini sıkıştırarak kumandaya ulaştım ve çiiuuuuv diye açtım Hocam war ya, polis olduğundan demiyorum bak ama...
aptal kutumu. Vay be, millet eğleniyor, dağıtıyor, para harcıyor. En güzeli de, bu milenyum meksika dalgası bize doğru geliyor. Du bakalım biz ne halt edecez. Özgür soruyor, "he geliyom" diyorum. 6-7 gibi orada olacağım. Velhasıl, TV'de gördüklerimin getirdiği gazla organizasyona CD'leri çantaya doldurarak başlıyorum. Tek düşünen benmişim gibi Robbie Williams'ın Millennium single'ının olduğu CD'yi de yanıma almayı ihmal etmiyorum. Çalarız.

Fırlıyorum sokağa. Etrafımda geçmiş yılbaşlarının heyecanını arıyorum. Geçen yılın Strasbourg heyecanı beni beklentilerle doldurmuş olacak ki, ben gördüklerimin karşısında midemde bir boşluk hissediyorum. Aklımı başıma toplamak iyi olur. Burası Ankara (a.k.a. Allah'ın xtir ettiği yer). Korkarım pek coşma imkanımız olmayacak. Orada burada orta direğin evcil hanımları, ellerinde iftar öteberi, tıpış tıpış eve gidiyorlar. İnsan fırfırlı bir şapka giyer ulan!...

Dolmuşla Kızılay'a iniyorum. Aha!. İşte burada istediğimi şöyle böyle buluyorum. Birkaç gündür Yüksel caddesinde kurulu olan yılbaşı pazarımız hala hizmet vermekte. Kokulu mumlar, tak tuk takılar, korsan CD'ler. Midem düzeliyor. Kalabalığı aşarak bir müzik dükkanına giriyorum, ve Özgür'e kırk yıldır bir müzik dükkanına gitmeye üşendiği için alamadığı penayı alıyorum. Mesele 200.000 TL'ye kapanmıştır. Yolda portakal suyu, tekel vodka, ve süt alıyorum. Aklımda geceyi Büyük Lebowski'nin gözde içeceği olan White Russian'la kutlamak var. Zırrrrrrrrr! diye çalıyom zili. "Kim o?"
"Bozacı"
"Hee açıyom".
Ev bomboş. Daha kimsecikler yok, ve dolması da an meselesi falan değil. Kim gelecek onu bile bilmiyoruz. Özgür biriyle telefonda, bense klasik gitarı alıp dalgamı geçmek için öbür odaya koşmakta. Bir kaç tıngırtı ardından aklıma aldığım mamuller geliyor, ve mutfağa gidip White Russian'ımızı hazırlamaya koyuluyorum. Ruslar ne içer? Vodka. Neden White? Çünkü içinde süt var. Eh kolaaaaay. Karışımın tadı fena değil. Ama vodka ve sütün tadı tam birleşmiyor. Bardağı şekere falan batırıyoruz, Özgür kahve ekliyor, oluyor sana African American Russian. Aslında bu bir nebze doğruymuş. Sonradan öğrendim ki kahve likörü de bunun vazgeçilmez bir parçasıymış.
Aykut'u arıyoruz. Adam evi bilmiyor, dolayısıyla çıkıp onu köşeden alacağız. Bu arada da milenyum partimizin mukaddes öteberi alınacak. Aykut'la buluşuluyor, ve üç kişi dalıyoruz içkisi bol bir markete. Şimdi:

Alooo! Olm gelin burda kopmuş bacak war harbi diyom...
10 bira, 2 paket Camel Full Flavour (Özgür: enesiniii zatiiiim, milenyum deel mi huleeaan), İki Chesterfield Light, İki şişe adi şarap (Mistır Aykut'un vazgeçilmez tadı), kadın budu köfte, Rus salatası (Bezelyeli Russian), cips mips, bu olmadı 5 bira daha, ve tartışma. "Tekila ne kadar?"
"13 milyon 250 bin"
"oha"
"niye olm bak kırk yılda bir"
"250 bin'i ne oluyor len, 13 milyon kurtarmaz mı?"
"üff iyi tamam"
Ve bir adet kırmızı şapkalı şişede Tekila.

Toplam: 24 milyon (hössssst).

Pamuk eller ceplere tereddütle intikal ediyor. Atam veriliyor, atam alınıyor. Şıngır şıngır. Eyvallah.

Eve geri dönüyoruz. Dolaptan Aykut'a alabildiğimiz tek yılbaşı hediyesi sessizce çıkarılıyor. White Russian takdim ediliyor. Aykut içiyor, beğenmiyor, sağlık olsun. Özgür'e Eyes Wide Shut VCD'si, bana Grand Theft Auto hediye ediliyor sevgili mohikan arkadaşımız tarafından. Özgürün makinasının CD-ROM'u yok, bende de oyunu install edecek Harddisk yeri yok. pöh.

Herkes oturma odasına kuruluyor. Erkeğg erkeğge lak lak. "Aha karı; olm korn'un son albümü; olm Rage var ya Rage, utanmadan Sony müzikle iş birliği yapıyor ohooooo; Tekel bira Efes'le aynı fiyat, inanamadım - Yapma yaw?; Dünya sona ermezse boku yidik...

Bir süre böyle hoş bir ortam sürüyor. Ama niye burdayız, ve niye mutluyuz? Hakkaten herkes bir halt olacağına inanıyor. Septikliğin lüzumu yok. Ne Allah babadan ne de Microsoft'tan ayağımızı kurtaramamışız. Ne dendiyse inanmışız. Kim inanırdı liseli çocukların karşısındaki kasıntı öğretmenin tarihi atmak konusunda tıkanacağına. Çift sıfır gelmeden dünyanın sonu gelir elbet.

Az sonra birkaç arkadaş daha geliyor. Artık kafalar mükemmel. İkisini tanıyorum. Beycan ve Ulaş. Bunlar çift. Odadaki tek çift. Çok şükür Beycan erkeğinin kolundan eksik olmayan bir tip değil ki bir kasılma olmuyor. Kah kah kuh kuh diye devam etmemize yeşil ışık yanmış. Fakat fark ediyorum, arada bir DJ'liğim dama atılıyor. Biri atlıyor ve CD değiştiriyor. En sonunda görevimi devrediyorum. Kim ne bok çalarsa çalsın. Bu arada yanda inek görünümlü bir arkadaş var, gözlüklü. Bu bir ara klasik gitarı ele geçiriyor ve başlıyor bend'lere slide'lara ve gam gezisine. Gözüme giriyor bu şahıs ve inekliğini ahirete gönderiyor. Gitar muhabeti başlıyor, kağıt kalem geliyor, gamların ilişkileri anlatılıyor, ve ben hiç birşey anlamamama rağmen kafa sallıyorum. Sanırım çocuğu duymuyorum zaten. Buradan sonrası biraz kumlu. En azından dışarı çıkana kadar.

12'ye yirmi kala bir grup salak yolda akla gelecek herşeyi icra ediyor. Kendi açımdan şöyle diyeyim: Önüm Özgür, Ulaş, Beycan, ve vıdı vıdılar. Ne halt ettikleri belli değil. Yalnız arkamda Aykut var. Ve Aykut sarhoş. Aykut malı salıp işiyor, bir bahçeye kusuyor, ve birşeyler bağırıyor. Bunların hepsi 5 dakika zarfında olup bitiveriyor. Milenyum taraftarlığı ve karşıtlığı baş gösteriyor ve sloganlar üretiliyor. Burada anlatmayacağım, orada olmalıydınız.

En sonunda, çok şükür Kızılay Square'e varılıyor. Sıkı bir kalabalık var. Özgür'ün yeni Hee öp öp...Önünden alıyolar sanki...
sevgilisini bulmak için ykm'nin önüne gidiyoruz, herkes zaten merakta. Elden şişeler hala bırakılmamış. Özgür'ü sevgilisini öperken çekiyorum ısrarla. Kız bana sanırım bozuluyor baya. Arkamı dönüyorum, Aykut uzakta bir köşede iki kızla konuşuyor. Yaklaşınca konuşmalara ortak oluyorum. Aykut "öpersen şarap veririm" diyor. Ben balonu patlatıyorum ve mevzu çözülüyor. O gece başka bir abazalık yapılmıyor bilgim dahilinde.

Milenyuma girme anı geliyor. Fakat ortada geri sayımı gösteren tek bir aygıt yok. Birkaç tahmin yürütülüyor. Trafik ışığındaki sayaçlar geri sayım sanılıyor, İstiklal marşı söyleniyor, ve pek heves ettiğimiz milenyuma ne zaman girdiğimiz pek bilinmiyor. Büyük bir coşku içinde tüm YIHAAAAAAAAAAAAA!!! MILENYUMUN KÖTÜ KOCAMAAAAAAAAN!!!
inançlarımızı bir kenara bırakıp, saygıdeğer polis memurlarıyla bol bol fotoğraf çektiriyoruz. Adamlar da pek meyilli. Poz falan veriyorlar. Aykut'un makinasını düşürüp kırıyorum. Aykut fena bakıyor, allahtan sarhoş.

Artık bu safhada kim kimin arkasından geliyor pek umursayan yok. O yüzden Özgür ve diğer arkadaşlar hikayeye elveda diyorlar. Ben, Aykut, eski inek, Ulaş ve Beycan Bulvardan yukarı doğru gidiyoruz. Yayın bi gidiyor bi geliyor. Ayakta zor duruyorum, konuşmayıysa hiç beceremiyorum. Gece de Aykut'un arabasına kusmamla bitiyor. Mutlu Yıllar!


1