NÜKLEER ATIKLAR
_________________________________________________________________
Doç. Dr. Okan Zabunoğlu
_________________________________________________________________
Hiçbir yakıt enerji üretmek üzere yakıldığında yok olmaz; ancak "atık"
adını verdiğimiz başka formlara dönüşür. Bu kömür için de böyledir;
uranyum için de. 1000 MWe gücündeki bir hafif-su soğutmalı nükleer
reaktörden çıkan kullanılmış olarak %95.5 uranyumdioksit, %3.5 fisyon
ürünleri (atom ağırlıkları farklı izotoplar), %0.9 plütonyum ve %0.1
uranyum-ötesi elementler (neptünyum,amerikyum,küriyum) içerir. Yani
orijinal yakıtın yalnızca %4.5'i eksilmiştir; bu eksilen kısmın yerini
reaktörde çeşitli nükleer reaksiyonlar sonucu oluşan fisyon ürünleri,
plütonyum ve uranyum ötesi elementler almıştır. Kullanılmış nükleer
yakıtları işleyerek (reprocessing) uranyum ve plütonyumu geri kazanmak
olasıdır. Bu durumda geriye fisyon ürünleri ve uranyum-ötesi
elementlerden oluşan bir karışım kalır; işte bu karışıma, Yüksek
Aktiviteli Nükleer Atık adı verilir. Eğer kullanılmış nükleer
yakıtların yeniden işlenmesi yolu benimsenmezse - bu ispatlanmış bir
teknoloji olmasına rağmen oldukça külfetli ve ekonomik açıdan
tartışmalı bir işlemdir - o zaman kullanılmış yakıtın kendisi Yüksek
Aktiviteli Nükleer Atık (içerdiği yüksek radyoaktivite nedeniyle)
olarak nitelendirilir.
Yüksek Aktiviteli Nükleer Atıkların, insan ve çevreye zarar vermeyecek
şekilde tasfiyesi önemli bir konudur. Bilimsel çevreler, nükleer atık
tasfiyesini yeni bir teknoloji gerektiren teknik bir problem olarak
görmedikleri halde, kamuoyu, nükleer atıkları diğer endüstriyel
atıklara kıyasla yaşamı ve çevreyi daha fazla tehdit eden bir unsur
olarak algılanmaktadır. Bu durum nükleer teknolojiye sahip gelişmiş
ülkelerde, yüksek aktiviteli nükleer atıkların tasfiyesi konusunda
alınması gereken politik kararları geciktirmiş ve sorunun "çözülmemiş
bir problem" olarak da algılanmasına neden olmuştur. Örneğin Amerika'
da kömür yakmaktan kaynaklanan hava kirliliğinin her yıl 10,000 ölüme
yol açtığı ve bu durumun nispeten "çözülmüş bir sorun" olarak
görüldüğü düşünülürse, nükleer atıkların tasfiyesini "çözülmemiş bir
problem" olarak ele almak da pek doğru değildir.
Yüksek Aktiviteli Nükleer Atıkların yeryüzünün 500 ile 1,200 m altında
özel olarak seçilmiş jeolojik oluşumlarda inşa edilecek büyük bir
maden işletmesini andıran depolara (repository) gömülmesi planlanmakta
ve bu konudaki çalışmalar sürmektedir. Yer seçiminde jeolojik ve
çevresel faktörler (yeraltı suyu hareketleri, kaya yapısı, erozyon,
sel, deprem ve volkanik hareketler, doğal kaynaklar, nüfus yoğunluğu,
vb.) dikkate alınır. Yeraltına gömülü nükleer atıkların biyosfere
ulaşmasını sağlayabilecek tek mekanizma, yeraltı suyu hareketleri
olduğundan, jeolojik oluşumun yeraltı suyundan özellikle uzak olması
istenir. Jeolojik ortam olarak granit, bazalt, tuz ve tüf yeterli
özelliklere sahip bulunmuştur. Kullanılmış nükleer yakıtlar son derece
radyoaktif olmalarının yanı sıra, soğutmayı gerektirecek ölçüde ısı da
üretirler ve bu nedenle de reaktörden alındıktan sonra havuzlarda su
ile soğutularak muhafaza edilirler. Tasfiye öncesi kullanılmış
yakıtlar, önce paslanmaz çelik (veya titanyum) silindirlere konur,
sonra bu silindirler metal muhafazalara konur ve yeraltındaki
tünellerde (veya odalarda) açılmış deliklere yerleştirilirler.
Deliklerin üstüne bir tıkaç konur ve dolgu malzemesi (muhtemelen kil)
ile kapatılır. Yeraltı deposu dolunca tüneller de doldurulur ve depo
kapatılır; böylece de ek bir koruma sağlanmış olur.
Kullanılmış yakıtlar, içerdikleri uranyum ve plütonyumu geri kazanmak
üzere işleme tabi tutulurlarsa, fisyon ürünleri ve uranyum ötesi
elementlerden oluşan bir sulu atık çözeltisi elde edilir. Bu çözelti
kuruyana kadar buharlaştırıldıktan sonra yüksek sıcaklıkta cam eriyiği
ile karıştırılıp metal silindirler içine boşaltılır ve soğuduğunda
katılaşıp camsı bir yapı (camlaştırılmış atık) oluşturur. Cam, suda
kolay çözünmeyen, uygun mekanik özelliklere sahip, binlerce yıl
kararlı olarak kalabilen, nispeten ucuz ve işlenmesi kolay bir malzeme
olduğu için günümüzde nükleer atık formu olarak tercih edilmektedir.
Camlaştırılmış nükleer atık ile dolu silindirler, bir metal muhafaza
içine konup yeraltı deposundaki deliklere yerleştirilirler. Yukarıdaki
plan yeni bir teknoloji gerektirmemektedir ve bu planın uygulanmasında
teknik ve ekonomik zorluklardan çok, politik kararlar ve bu kararların
hayata geçirilmesinde karşılaşılan güçlükler etkili olmaktadır.
Nükleer atıkların derin jeolojik oluşumlara gömülmesi konusunda en sık
sorulan sorulardan bir tanesi şudur: "Acaba radyoaktivite bir yolunu
bulur da tekrar yeryüzüne döner mi? " Bunun tek yolu, yeraltı suyunun
deposuna ulaşmasıdır. Jeolojik oluşumu seçerken en fazla dikkat edilen
noktanın, yeraltı suyuna olan uzaklık olduğunu hatırlatalım; en
azından bin yıl boyunca bu oluşumlara yeraltı suyunun ulaşmayacağından
emin olabiliriz. Yine de diyelim ki yeraltı suyu jeolojik oluşuma
ulaştı; önce yeraltı deposunu çevreleyen jeolojik ortamı ve sonra
muhafazalar etrafındaki dolgu malzemesini (dolgu malzemesi kil
olduğundan,ıslandığında şişerek suyun geçişini iyice zorlaştırır)
geçmesi gerekir. Daha sonra metal muhafazayı ve metal silindiri aşmalı
ve suda zor çözünür olması dikkate alınarak seçilmiş camı çözmelidir.
Böylece nükleer atıklar suyuna bulaşırlar. Nükleer atıkla kirlenmiş
yeraltı suyu da aynı yollardan tekrar geçerek (bu sırada jeolojik
ortamın ve dolgu malzemesinin bir filtre rolü oynayacağı da
unutulmamalıdır) biyosfere ulaşmalıdır. Son olarak yeraltı suyunun son
derece yavaş (ortalama 30 cm/gün) hareket ettiği ve yerin 1 km
altından yeryüzüne çıkabilmek için kaya tabakaları arasında yaklaşık
80-100 km yol kat ettiğini (günde 30 cm'den 30 km gitmek 730 yıl alır)
belirtelim. Tüm bunlara rağmen, atıklar, tehlikeli seviyede
radyoaktivite içerdikleri süre içinde yeryüzüne ulaşmanın bir yolunu
bulabilir mi? Belki de bulabilirler. Ancak diğer enerji üretim
sistemlerinin atıkların yarattığı riskler göz önüne alındığında,
burada söz konusu olan risk, yüzlerce kere, örneğin kömür yakmakla
karşılaştırıldığında yaklaşık 1400 kez daha azdır.
_________________________________________________________________
* H.U. Nuclear Engineering Dept. Homepage
* Düzenleyen: Nurettin SAVRUK
-