NÜKLEER ENERJİYE ARTIK SADECE ÇEVRECİLER DEĞİL, YATIRIMI KARLI BULMAYAN
ENERJİ ŞİRKETLERİ DE KARŞI
Akkuyu'ya santral yapımı tartışıladursun, Batı ülkeleri nükleer enerjiden
vazgeçiyor. Sebep sanıldığı gibi çevreci hareket değil: Enerji uzmanlarına
göre, serbest rekabet koşullarında kârlı olmayan nükleer santrallere ancak
"Sovyet sosyalizmi şartları geri gelirse" yatırım yapılabilir.
"Türkiye'nin artan elektrik tüketimini başka türlü karşılayamayız."
- Dünya nükleer santrallerden artık vazgeçiyor.
"Yapacağımız santral depremden etkilenmiyor."
- Yeryüzünde nükleer atık sorununu çözmüş tek bir ülke yok.
"Çevreye en zararsız santral, nükleer santraldir."
Uzun zamandır devam eden "Akkuyu Nükleer Enerji Santrali" tartışması,
Türkiye'nin bir dönüm noktasında olduğunu gösteriyor. Artan enerji
açığını kapatmak için atom santralleri ve yıllardır uzak durulan
nükleer enerji politikası "iyi" mi? Türkiye nükleer enerjiye "hayır"
derse, "geleceğin teknolojisi"ni de elinden kaçırmış mı olacak? Yoksa
uluslararası konsorsiyumlar, kendi ülkelerinde artık satamadıkları bir
ürünü mü pazarlıyorlar yalnızca?
Kapitalizm, çevreciliği solladı
Akkuyu ihalesinde şaşırtıcı derecede "kelepir" tekliflerin verilmesi
de bu yüzden olsa gerek. Örneğin "en iyi teklifi veren" NPI, inanılmaz
kaynaklarla geliştirdiği son teknoloji ürünü reaktörüne bile kendi
ülkesinde alıcı bulamıyor. Ortakları Fransız Framatome ve Alman
Siemens firması. Siemens'in yüksek basınç ve hafif suya (normal su)
dayalı reaktör modeli (EPR), geçen ay Almanya'da nükleer enerji
yanlısı Hıristiyan Demokrat Federal Çevre Bakanı Angela Merkel'in
övgüsüyle karşılandı. Buna rağmen modelin şu anki tek potansiyel
yatırımcısı olan Güney Almanya'daki (enerji şirketi) Bayernwerk, geri
adım atıp EPR'nin onaylanması için başvuruda bile bulunmayacağını
açıkladı. Nükleer enerji sanayii için daha da kötüsü, Bavyera Eyaleti
Başbakanı Edmund Stoiber'in yeni bir nükleer santral yapmayacaklarını
açıklaması. Almanya'da elektrik pazarının Nisan 1997'de rekabete
açılması, enerji sektörünü alt üst etti çünkü. Nükleer kaynaklı
elektrik, piyasanın "verimlilik" gibi kriterleri gözönüne alındığında,
aniden "çok pahalıya" gelmeye başlamıştı. Nükleer enerji devi
PreussenElektra'nın finanse ettiği Aşağı Saksonya Enerji Ajansı'ndan
Stephan Kohler, "Pazarın görünmez gücü şimdi atom enerjisine karşı
işliyor. Çevre hareketinin 20 yılda başaramadığını, serbest piyasa üç
ay içinde düzenledi" diyor.
Almanlar istemiyor
Nükleer sanayiinin dergisi "Nucleonics Weekly," Fransa'da doğalgaz
santrallerinin maliyet açısından en geç 2003 yılında nükleer
santralleri sollayacağını yazıyor. Enerjisinin dörtte birini nükleer
kaynaklı ürettiği için diğer Avrupa ülkelerinin yoğun eleştirisine
konu olan Fransa, geçen yıl nükleer santral yapımını askıya alma
kararı aldı. Greenpeace Akdeniz Enerji Kampanyası Sorumlusu Melda
Keskin'e göre, bugüne dek 100 milyar dolar para harcayan ABD'de ise
1973'ten beri inşaatı tamamlanıp hizmete giren yeni bir reaktör yok.
Forbes dergisine göre, fiyaskoyla sonuçlanan ABD'nin nükleer enerji
programı "işdünyası tarihinin en büyük yönetim felâketi." Japonya'daki
mevcut reaktörler, ABD'de olduğu gibi KW / saatini 7 cent ve daha
pahalıya üretiyorlar. Bu da yeni bir doğalgaz türbininin üretim
maliyetinin iki - üç katı. Finans alanında uzman kuruluş Meryll Lynch
uyarıyor: "Nükleer enerjiye yatırım yapmayın, hisselerinizi çöpte
bulursunuz."
"Parlak Türkler"
Alman elektrik şirketleri "en güvenli santral" EPR'nin yapımından,
maliyetinin "en az 6 ama belki de 10 milyar markın üzerine çıkacak
olması" ve ancak 10 yılda hizmete girmesi nedeniyle vazgeçmişler. Bir
nükleer santralin yaşam süresi 15 - 20 yıl. 10 yıllık yapım ve ön
hazırlık süresi de eklendiğinde, bir nükleer santral 30 yıllık yatırım
güvencesi gerektiriyor. Ama ticari sınırların kalktığı ve rekabet
ölçütlerinin sürekli değiştiği bir dünyada, "30 yıllık yatırım
güvencesi" en iyimser tahminlere göre bile mümkün görünmüyor. Avrupa
Birliği tüm enerji sektörünü rekabete açmaya hazırlanırken, Avrupa
Parlamentosu için hazırlanan bir çalışma belgesinde, "nükleer
enerjinin fazla hantal kaldığı" belirtiliyor.
Akkuyu'da yap - işlet - devret yönteminin gerçekleşmesi içinse, Ankara
hükümetinin dünyada terk edilen devlet himayeciliğini uygulaması
gerekiyor. Çünkü yabancı şirketlerin, kendilerine uzun vadeli "tekel
ayrıcalığı" tanınmadığı sürece rekabete dayanıksız bir yatırıma
girmesi mümkün değil. Diyelim ki devlet, milyarlarca dolarlık
yatırımını Türk abonelerden çıkarabilsin diye bir konsorsiyuma bir
bölgenin "enerji tekeli"ni verdi. Bu kez de Avrupa Birliği'nin serbest
pazar politikasına ters düşmüş oluyoruz ve Türkiye'nin AB üyeliği en
az 30 yıl ileriye atılıyor. Dünya Bankası ise "ekonomik olmaması
nedeniyle" nükleer santral için hiçbir ülkeye kredi vermemeyi ilke
olarak zaten yıllar önce benimsemiş durumda.
Öte yandan yeni doğalgaz santralleri en geç iki yıl içinde elektrik
üretecek hale gelip 4 - 8 yıl içinde ömrünü tamamlıyor. Uzun vadeli
alternatifi ise hidroelektrik santraller. Enerji uzmanı Stephan
Kohler'e göre "Yeni bir nükleer santral yapmanın gelecek vadettiğine
inanmak için sosyalizmi yeniden getirmek gerekiyor." Elektrik
fiyatlarının serbest bırakıldığı ABD'de de artık hiçbir yatırımcı,
yeni bir nükleer reaktör inşa etmeye yanaşmıyor. Yani nükleer enerji
tercihinin baş düşmanı artık "sol ya da çevreci ideolojiler" değil,
"liberal sağ politikalar."
Freiburg Çevre Enstitüsü'nden Jörn Ehlers, "Yeni santraller yalnızca
yatırım kararlarının devlet tarafından verildiği Çin, Pakistan ve
Hindistan gibi ülkelerde yapılıyor" diyerek ekliyor: "Üstelik bu
ülkelerde amaç elektriğin ötesinde, nükleer silahlar için malzeme
üretmek."
Batı'nın mevcut santralleri durdurmamasının nedeni, yüksek yatırım
maliyeti dolayısıyla ancak ömrünün son dörtte birinde kâra geçmeleri.
Ancak o zaman kendisini "amorti" edip, salt personel ve yakıt
maliyetiyle işletilebiliyor. O da çevre güvenliği, yakıtın taşınması
ve "yeniden zenginleştirilmesi" için yapılan ve bitmek bilmeyen
harcamalar sayılmazsa. Almanya'da yaklaşan seçimlerde Sosyal
Demokratlar'ın (SPD) başbakan adayı Gerhard Schröder bu yüzden
sanayicilerin gönlünü almaya çalışıyor: "Nükleer politikadan
vazgeçilmesi en az 30 yıl sürecektir." Oysa bu süre, Yeşiller bir yana
Hıristiyan Demokrat Çevre Bakanına göre bile fazla uzun. Bakan Angela
Merkel "Nükleer enerjiyi daha 30 yıl kullanabilmemiz için,
Akkuyu ihalesinde önerilen hiçbir reaktör, bu güvenlik düzeyine
ulaşamıyor. Radyasyonun "Türkler'e etki etmediği" kabul edilse bile
kendi maliyetini dahi çıkaramayan bir santralin kurulmasına neden izin
verilsin? Kendilerine Batı'da pazar bulamayan yabancı konsorsiyumlara
"iyilik" yapacak kadar zengin bir ülke mi olduk yoksa?
AKKUYU: 1. DERECEDE DEPREM BÖLGESİ
-
Nükleer enerjiye gönül veren Batı ülkelerine bakıldığında, şirketlerin
milyarlarca dolarlık bir yatırım çıkmazında olduğu, ellerindeki
teknolojinin "gelecek" vadettiğine inanmadıkları ortaya çıkıyor.
Üstelik nedeni, çevreci hareketin bugüne kadarki baskısı da değil.
Haftalık Alman Die Zeit gazetesi, nükleer enerjinin sonunu getiren
gelişmeyi şöyle özetliyor: "Nükleer enerji bitti: Çevrecilerin
başaramadığı konuda artık pazar ekonomisi diretiyor."
Alman elektrik pazarı, geçen ilkbahara dek bölgesel tekeller arasında
paylaşılmıştı. Bavyera'da Bayernwerk, Westfalia'da RWE, kuzeyde
PreussenElektra ve geri kalan beş elektrik kurumu, rekabetten uzak
ürettikleri elektriği eyalet yönetimlerinin onayladığı fiyattan
satıyordu. Aralarında örneğin, ruhsatsız yapılan Mülheim Kaerlich
reaktörü gibi boş yatırımların da bulunduğu tüm masraflar ile kâr
oranı, tüketici faturalarına ekleniyordu. "Bu bizim için bir tür hayat
sigortasıydı" diyor Bayernwerk şefi Otto Majewski: "Ancak üç ay önce
tekeller yıkıldı. Artık kendimizi ekonomik verimliliğe göre ayarlamak
zorundayız. Pazar, milyarlarca mark tutan hatalı yatırımları bundan
sonra affetmeyecek." Uzmanlar, elektrik fiyatlarının genel olarak orta
vadede yüzde 30 düşmesini bekliyor. Bu durumda maliyetle ilgili her
kuruş, önem kazanıyor. Bavyera'da kurulabileceği sanılan Siemens'in
EPR'si için, kilowatt (KW) başına 3 ila 6 bin mark arası yatırım
gerekiyordu. Oysa nükleer enerji için öne sürülen en önemli koz,
"verimliliği" ve "ucuz" oluşuydu. Şimdi ise her KW'ı 1000 markın
altında yatırım gerektiren doğalgaz santralleri önem kazanıyor. Kurulu
örneği bulunmayan EPR'nin, ihalenin "benzeri 5 yıl işletilmiş olması"
şartına göre, Akkuyu'ya teklif bile edilmesi mümkün değil. Ancak
örneği bulunan "daha düşük teknolojili" reaktörleri de artık kimse
istemiyor.
NPI Genel Müdürü Ulrich Fischer, Akkuyu'da kurmak istedikleri nükleer
santralin ömrünün "son verilerle 100 yıla kadar çıkarılabileceğini"
söyledi. Oysa santralin bu özelliği Almanya'da hiç gündeme gelmemişti.
Fischer'in nükleer teknolojinin en tehlikeli sürecini oluşturan
atıklar konusunda da, kendi ülkesinde olamayacağı kadar rahat yanıtlar
vermesi dikkat çekici: "İnanıyorum ki Türkiye'de parlak insanlar
vardır ve buna çare bulacaklardır." Kısacası "29 yılını nükleer
enerjiye adamış" Fischer, gelişmiş ülkelerin 40 yılı aşkın bir süre
çare bulamadığı atık sorununa "Parlak Türkler'in çözüm bulmasını"
bekliyor.
santrallerin en azından Avrupa Yüksek Basınç Reaktörünün (EPR)
güvenlik düzeyine yükseltilmesi şart" diyor.
MELİH KAFA
NPI'nin Akkuyu'ya kuracağı santralin 8 ve üstü şiddetinde bir depreme
dayanıklı olacağını iddia etmesi bilimadamlarının tepkisini çekiyor.
"Dünya Nükleer Sanayii Elkitabı"nda, depreme dayanıklı nükleer santral
yapımının teknik olarak mümkün olmadığı hatırlatılıyor. Uluslararası
Atom Enerjisi Ajansı (IAEA), 1988'den bu yana birçok başvuruya karşın,
aksi yönde bir açıklama yapmaktan kaçınıyor. Mühendisler Siemens'in
EPR modelinde bile, reaktör çekirdeğinde "nükleer yangın" çıkması
durumunda "çevre güvenliği"ni sağlayan bir tasarım geliştirememişler.
Uzmanlar, Türkiye'nin deprem haritasının yeniden çizilmesi gerektiğine
dikkat çekiyor. 9 Eylül Üniversitesi Jeofizik Birimi Başkanı Prof.
Atilla Uluğ'a göre, Adana gibi Ecemiş fay hattı üzerinde bulunan
Mersin - Akkuyu da 4. değil, 1. derecede deprem bölgesi.