Nükleer santral "kâr" etmiyor!

30 Temmuz 1998
- Aktuel - (Gundem)

NÜKLEER ENERJİYE ARTIK SADECE ÇEVRECİLER DEĞİL, YATIRIMI KARLI BULMAYAN ENERJİ ŞİRKETLERİ DE KARŞI

Akkuyu'ya santral yapımı tartışıladursun, Batı ülkeleri nükleer enerjiden vazgeçiyor. Sebep sanıldığı gibi çevreci hareket değil: Enerji uzmanlarına göre, serbest rekabet koşullarında kârlı olmayan nükleer santrallere ancak "Sovyet sosyalizmi şartları geri gelirse" yatırım yapılabilir.

"Türkiye'nin artan elektrik tüketimini başka türlü karşılayamayız."

- Dünya nükleer santrallerden artık vazgeçiyor.

"Yapacağımız santral depremden etkilenmiyor."

- Yeryüzünde nükleer atık sorununu çözmüş tek bir ülke yok.

"Çevreye en zararsız santral, nükleer santraldir."

Uzun zamandır devam eden "Akkuyu Nükleer Enerji Santrali" tartışması, Türkiye'nin bir dönüm noktasında olduğunu gösteriyor. Artan enerji açığını kapatmak için atom santralleri ve yıllardır uzak durulan nükleer enerji politikası "iyi" mi? Türkiye nükleer enerjiye "hayır" derse, "geleceğin teknolojisi"ni de elinden kaçırmış mı olacak? Yoksa uluslararası konsorsiyumlar, kendi ülkelerinde artık satamadıkları bir ürünü mü pazarlıyorlar yalnızca?

Kapitalizm, çevreciliği solladı

Nükleer enerjiye gönül veren Batı ülkelerine bakıldığında, şirketlerin milyarlarca dolarlık bir yatırım çıkmazında olduğu, ellerindeki teknolojinin "gelecek" vadettiğine inanmadıkları ortaya çıkıyor. Üstelik nedeni, çevreci hareketin bugüne kadarki baskısı da değil. Haftalık Alman Die Zeit gazetesi, nükleer enerjinin sonunu getiren gelişmeyi şöyle özetliyor: "Nükleer enerji bitti: Çevrecilerin başaramadığı konuda artık pazar ekonomisi diretiyor."

Akkuyu ihalesinde şaşırtıcı derecede "kelepir" tekliflerin verilmesi de bu yüzden olsa gerek. Örneğin "en iyi teklifi veren" NPI, inanılmaz kaynaklarla geliştirdiği son teknoloji ürünü reaktörüne bile kendi ülkesinde alıcı bulamıyor. Ortakları Fransız Framatome ve Alman Siemens firması. Siemens'in yüksek basınç ve hafif suya (normal su) dayalı reaktör modeli (EPR), geçen ay Almanya'da nükleer enerji yanlısı Hıristiyan Demokrat Federal Çevre Bakanı Angela Merkel'in övgüsüyle karşılandı. Buna rağmen modelin şu anki tek potansiyel yatırımcısı olan Güney Almanya'daki (enerji şirketi) Bayernwerk, geri adım atıp EPR'nin onaylanması için başvuruda bile bulunmayacağını açıkladı. Nükleer enerji sanayii için daha da kötüsü, Bavyera Eyaleti Başbakanı Edmund Stoiber'in yeni bir nükleer santral yapmayacaklarını açıklaması. Almanya'da elektrik pazarının Nisan 1997'de rekabete açılması, enerji sektörünü alt üst etti çünkü. Nükleer kaynaklı elektrik, piyasanın "verimlilik" gibi kriterleri gözönüne alındığında, aniden "çok pahalıya" gelmeye başlamıştı. Nükleer enerji devi PreussenElektra'nın finanse ettiği Aşağı Saksonya Enerji Ajansı'ndan Stephan Kohler, "Pazarın görünmez gücü şimdi atom enerjisine karşı işliyor. Çevre hareketinin 20 yılda başaramadığını, serbest piyasa üç ay içinde düzenledi" diyor.

Almanlar istemiyor

Alman elektrik pazarı, geçen ilkbahara dek bölgesel tekeller arasında paylaşılmıştı. Bavyera'da Bayernwerk, Westfalia'da RWE, kuzeyde PreussenElektra ve geri kalan beş elektrik kurumu, rekabetten uzak ürettikleri elektriği eyalet yönetimlerinin onayladığı fiyattan satıyordu. Aralarında örneğin, ruhsatsız yapılan Mülheim Kaerlich reaktörü gibi boş yatırımların da bulunduğu tüm masraflar ile kâr oranı, tüketici faturalarına ekleniyordu. "Bu bizim için bir tür hayat sigortasıydı" diyor Bayernwerk şefi Otto Majewski: "Ancak üç ay önce tekeller yıkıldı. Artık kendimizi ekonomik verimliliğe göre ayarlamak zorundayız. Pazar, milyarlarca mark tutan hatalı yatırımları bundan sonra affetmeyecek." Uzmanlar, elektrik fiyatlarının genel olarak orta vadede yüzde 30 düşmesini bekliyor. Bu durumda maliyetle ilgili her kuruş, önem kazanıyor. Bavyera'da kurulabileceği sanılan Siemens'in EPR'si için, kilowatt (KW) başına 3 ila 6 bin mark arası yatırım gerekiyordu. Oysa nükleer enerji için öne sürülen en önemli koz, "verimliliği" ve "ucuz" oluşuydu. Şimdi ise her KW'ı 1000 markın altında yatırım gerektiren doğalgaz santralleri önem kazanıyor. Kurulu örneği bulunmayan EPR'nin, ihalenin "benzeri 5 yıl işletilmiş olması" şartına göre, Akkuyu'ya teklif bile edilmesi mümkün değil. Ancak örneği bulunan "daha düşük teknolojili" reaktörleri de artık kimse istemiyor.

Nükleer sanayiinin dergisi "Nucleonics Weekly," Fransa'da doğalgaz santrallerinin maliyet açısından en geç 2003 yılında nükleer santralleri sollayacağını yazıyor. Enerjisinin dörtte birini nükleer kaynaklı ürettiği için diğer Avrupa ülkelerinin yoğun eleştirisine konu olan Fransa, geçen yıl nükleer santral yapımını askıya alma kararı aldı. Greenpeace Akdeniz Enerji Kampanyası Sorumlusu Melda Keskin'e göre, bugüne dek 100 milyar dolar para harcayan ABD'de ise 1973'ten beri inşaatı tamamlanıp hizmete giren yeni bir reaktör yok. Forbes dergisine göre, fiyaskoyla sonuçlanan ABD'nin nükleer enerji programı "işdünyası tarihinin en büyük yönetim felâketi." Japonya'daki mevcut reaktörler, ABD'de olduğu gibi KW / saatini 7 cent ve daha pahalıya üretiyorlar. Bu da yeni bir doğalgaz türbininin üretim maliyetinin iki - üç katı. Finans alanında uzman kuruluş Meryll Lynch uyarıyor: "Nükleer enerjiye yatırım yapmayın, hisselerinizi çöpte bulursunuz."

"Parlak Türkler"

NPI Genel Müdürü Ulrich Fischer, Akkuyu'da kurmak istedikleri nükleer santralin ömrünün "son verilerle 100 yıla kadar çıkarılabileceğini" söyledi. Oysa santralin bu özelliği Almanya'da hiç gündeme gelmemişti. Fischer'in nükleer teknolojinin en tehlikeli sürecini oluşturan atıklar konusunda da, kendi ülkesinde olamayacağı kadar rahat yanıtlar vermesi dikkat çekici: "İnanıyorum ki Türkiye'de parlak insanlar vardır ve buna çare bulacaklardır." Kısacası "29 yılını nükleer enerjiye adamış" Fischer, gelişmiş ülkelerin 40 yılı aşkın bir süre çare bulamadığı atık sorununa "Parlak Türkler'in çözüm bulmasını" bekliyor.

Alman elektrik şirketleri "en güvenli santral" EPR'nin yapımından, maliyetinin "en az 6 ama belki de 10 milyar markın üzerine çıkacak olması" ve ancak 10 yılda hizmete girmesi nedeniyle vazgeçmişler. Bir nükleer santralin yaşam süresi 15 - 20 yıl. 10 yıllık yapım ve ön hazırlık süresi de eklendiğinde, bir nükleer santral 30 yıllık yatırım güvencesi gerektiriyor. Ama ticari sınırların kalktığı ve rekabet ölçütlerinin sürekli değiştiği bir dünyada, "30 yıllık yatırım güvencesi" en iyimser tahminlere göre bile mümkün görünmüyor. Avrupa Birliği tüm enerji sektörünü rekabete açmaya hazırlanırken, Avrupa Parlamentosu için hazırlanan bir çalışma belgesinde, "nükleer enerjinin fazla hantal kaldığı" belirtiliyor.

Akkuyu'da yap - işlet - devret yönteminin gerçekleşmesi içinse, Ankara hükümetinin dünyada terk edilen devlet himayeciliğini uygulaması gerekiyor. Çünkü yabancı şirketlerin, kendilerine uzun vadeli "tekel ayrıcalığı" tanınmadığı sürece rekabete dayanıksız bir yatırıma girmesi mümkün değil. Diyelim ki devlet, milyarlarca dolarlık yatırımını Türk abonelerden çıkarabilsin diye bir konsorsiyuma bir bölgenin "enerji tekeli"ni verdi. Bu kez de Avrupa Birliği'nin serbest pazar politikasına ters düşmüş oluyoruz ve Türkiye'nin AB üyeliği en az 30 yıl ileriye atılıyor. Dünya Bankası ise "ekonomik olmaması nedeniyle" nükleer santral için hiçbir ülkeye kredi vermemeyi ilke olarak zaten yıllar önce benimsemiş durumda.

"Sosyalist işi"

Öte yandan yeni doğalgaz santralleri en geç iki yıl içinde elektrik üretecek hale gelip 4 - 8 yıl içinde ömrünü tamamlıyor. Uzun vadeli alternatifi ise hidroelektrik santraller. Enerji uzmanı Stephan Kohler'e göre "Yeni bir nükleer santral yapmanın gelecek vadettiğine inanmak için sosyalizmi yeniden getirmek gerekiyor." Elektrik fiyatlarının serbest bırakıldığı ABD'de de artık hiçbir yatırımcı, yeni bir nükleer reaktör inşa etmeye yanaşmıyor. Yani nükleer enerji tercihinin baş düşmanı artık "sol ya da çevreci ideolojiler" değil, "liberal sağ politikalar."

Freiburg Çevre Enstitüsü'nden Jörn Ehlers, "Yeni santraller yalnızca yatırım kararlarının devlet tarafından verildiği Çin, Pakistan ve Hindistan gibi ülkelerde yapılıyor" diyerek ekliyor: "Üstelik bu ülkelerde amaç elektriğin ötesinde, nükleer silahlar için malzeme üretmek."

Batı'nın mevcut santralleri durdurmamasının nedeni, yüksek yatırım maliyeti dolayısıyla ancak ömrünün son dörtte birinde kâra geçmeleri. Ancak o zaman kendisini "amorti" edip, salt personel ve yakıt maliyetiyle işletilebiliyor. O da çevre güvenliği, yakıtın taşınması ve "yeniden zenginleştirilmesi" için yapılan ve bitmek bilmeyen harcamalar sayılmazsa. Almanya'da yaklaşan seçimlerde Sosyal Demokratlar'ın (SPD) başbakan adayı Gerhard Schröder bu yüzden sanayicilerin gönlünü almaya çalışıyor: "Nükleer politikadan vazgeçilmesi en az 30 yıl sürecektir." Oysa bu süre, Yeşiller bir yana Hıristiyan Demokrat Çevre Bakanına göre bile fazla uzun. Bakan Angela Merkel "Nükleer enerjiyi daha 30 yıl kullanabilmemiz için,
santrallerin en azından Avrupa Yüksek Basınç Reaktörünün (EPR) güvenlik düzeyine yükseltilmesi şart" diyor.

Akkuyu ihalesinde önerilen hiçbir reaktör, bu güvenlik düzeyine ulaşamıyor. Radyasyonun "Türkler'e etki etmediği" kabul edilse bile kendi maliyetini dahi çıkaramayan bir santralin kurulmasına neden izin verilsin? Kendilerine Batı'da pazar bulamayan yabancı konsorsiyumlara "iyilik" yapacak kadar zengin bir ülke mi olduk yoksa?

MELİH KAFA

AKKUYU: 1. DERECEDE DEPREM BÖLGESİ

NPI'nin Akkuyu'ya kuracağı santralin 8 ve üstü şiddetinde bir depreme dayanıklı olacağını iddia etmesi bilimadamlarının tepkisini çekiyor. "Dünya Nükleer Sanayii Elkitabı"nda, depreme dayanıklı nükleer santral yapımının teknik olarak mümkün olmadığı hatırlatılıyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA), 1988'den bu yana birçok başvuruya karşın, aksi yönde bir açıklama yapmaktan kaçınıyor. Mühendisler Siemens'in EPR modelinde bile, reaktör çekirdeğinde "nükleer yangın" çıkması durumunda "çevre güvenliği"ni sağlayan bir tasarım geliştirememişler. Uzmanlar, Türkiye'nin deprem haritasının yeniden çizilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. 9 Eylül Üniversitesi Jeofizik Birimi Başkanı Prof. Atilla Uluğ'a göre, Adana gibi Ecemiş fay hattı üzerinde bulunan Mersin - Akkuyu da 4. değil, 1. derecede deprem bölgesi.

-


This page hosted by Get your own Free Homepage
1