Subject: [CEVRE-NET:49] Nukleer Tehlike
Date: Wed, 4 Feb 1998 16:52:30 +0200 (EET)
From: Ali Turk cevre@hotmail.com
Merhaba
Gazetede ki bugunku habere gore, Enerji bakani, Turkiye'nin enerji alanindaki yatirimlarinin aksadigini ve bu sorunun alinacak onlemlerle cozulebilecegini belirttikten sonra, nukleer santrali yapacak firmanin iki ay icinde belirlenebilecegini soyluyor. Ve birileri de buna karsi cikiyor. Yapilmasin diyor. Acaba neden? Bir sure once cevre-f ve diger ilgili listelerde cokca soruldu bu soru. Neden karsi cikiliyor? Bu santralin kime ne zarari var?
Herkesin bu konudaki merakini biraz olsun giderecek birkac bilgiyi sizlere sunmak istiyorum. Konuyla ilgili olarak INSC-International Nuclear Safety Center gibi hukumet kuruluslari ve IEER-Institute for Energy and Environmental Research gibi bagimsiz kuruluslarin yayinlarinda yararlandim.
Ilk once bir nukleer santralin cevreye, yani dogaya ne tur atiklar biraktigina bir goz atalim.
Bir Nukleer Santral uc tur atik uretir. Hava-gaz, su-sivi ve kati atiklar. (teknik terimlerdeki olasi yanlis yazimlari mazur gorunuz)
1)Hava-gaz atiklar; Sogutma kulelerinden yayilan su buhari, dizel jenerator dumani, havalandirma dumani(radyoaktif islemle ilgili ve ilgisiz), ana sistem icerisindeki hava ejektorlerinden cikan hava ve su buhari, radyoaktif sivi ve gazlari iceren sistemlerden cikan gazlar. Bu atiklar icerisinde ilk ucu haric digerleri degisen oranlarda radyasyon iceriyor. Cesitli arindirma islemlerinin ardindan kabul edilebilir duzeylere ulasan bu atiklar, dogaya birakiliyor. Tabii, burada kabul edilebilir duzey uzerine yogun tartismalar yasaniyor. Kabul edilebilir duzey, insan ve cevreye en az zararli olan duzey.
2)Su-Sivi Atiklar; Bu atiklar ikiye ayriliyor: Radyoaktif olmayan ve hafif radyoaktif atiklar. Su bir santralde, genelde sogutma amacli kullaniyor. Bu sular kimi zaman reaktordeki sizintilara bagli olarak(ki bu sikca olabilen bir sey) radyoaktif olabiliyor. Dogaya birakilmadan once gene belirlenen kabul edilebilir duzeye indikten sonra cevreye birakiliyor. Bir nukleer santral, icerisinde su disinda radyoaktif bircok siviyi icerebiliyor. Bu sivilarda depolaniyor, (sozde)temizleniyor, olculuyor ve disari atiliyor.
3)Kati Atiklar; *Rayoaktif copler(bunlara dusuk seviyeli atiklarda deniyor, santralde calisanlarin giysileri buna ornek, bunlar tamamen yikaniyor ve varillerde, ozel gomuleme yontemleriyle saklaniyor, bir daha kullanilmiyor) !!!Radyoaktif Yakit Cubuklari!!! (uranyum ve olumcul yan urunler olan plutonyum, sezyum 137 ve stironsiyum 90. (bu bilgiyi aldigim bir Amerika'daki bir hukumet kurulusu (INSC) ne gariptir ki kati atiklar bolumunde ilk sirayi santralde kullanilan kirtasiye malzemelerine vermis:-)
Bu kati atiklar gecici olarak, sogumalari icin, reaktorlerdeki su havuzlarinda tutuluyor. Daha sonra yeraltinda celik kaplar ve bir dizi onlemle saklaniyor. Ama henuz kesin olarak guvenli bir depolama yontemi mevcut degil. Yeraltina saklanan bu depolar icin en onemli tehliker yeraltindaki su hareketleri, paslanma sonunda olusabilecek sizintilar ve diger yeralti hareketleri(deprem gibi). Bugun, her ne kadar bunun cok dusuk bir ihtimal oldugu soylensede, Amerika'daki benzer bir depolama merkezinde (Hanford Military Reservation) boyle bir kaza olmus ve yuzlerce galon atik topraga karismis. Ayni sonucu veren baska kazalar da var. Bu atik problemini cozmek icin cesitli teoriler ortayaya atiliyor. Ilk basta uzaya gonderme fikri vardi, sonra bu planin cok vahim sonuclara varabilme ihtimali yuzunden vazgeciliyor. (atik yuklu kapsulun dunyaya geri gelebilecek olmasi veya benzer bir hata). Okyanus dibi ise dusunulen baska bir ihtimaldi. Fakat buradaki depolari izlemenin ve kontrol etmenin zorlugu onemli bir engeldi. Kutuplar ise varolan uluslararasi anlasmalar ve buzullarin beklenmedik hareketleri yuzunden esgeciliyor. Pasifikdeki insansiz adalar diger bir alternatif. Bu planin plot bir bolgede, deneme amacli uygulanmasinin maliyeti 450 milyon$ olarak ifade ediliyor. Zaten bolge halki buna tumuyle karsi cikiyor. Tuz yataklari da bir sik idi. Ama maliyeti cok yuksek ve guven vermiyor.
Atiklardan kurtulmanin diger bir yolu da yeniden isleme. Kullanilan yakitlar bir dizi isleme tabi tutulup silah endustrisi dahil bircok alanda yeniden kullanilabilir hale getirilebiliyor. Fakat bu yontem cok pahali (ABD'deki tum atiklari islemek icin gerekli projenin maliyeti 130 ila 250 milyar dolar arasi degisiyor) ve cevre acisindan cok zararli. Bu konuda gecen yaz Fransa'da yayinlanan bir rapor, yeniden isleme merkezinin(La Hague) yakinindaki yerlesim birimlerinde bir kanser patlamasi oldugunu ortaya koydu.
Sonuc olarak, atiklari saklayacak gercekten guvenli bir ortam yok. Nukleer santrale sahip olan ulke bunun riskleriyle yasamak zorunda.
Evet, reaktordeki reaksiyon sonrasi olusan bu kati atiklar en onemli sorunlardan biri(tek sorun degil). Bu yakitlarla ilgili birkac sey daha soylemek istiyorum. Bu yakit cubuklarinin icerdigi, biraz once belirttigim maddeler gercekten cok tehlikeli. Ornegin, stronsiyum 90 ve sezyum 137'nin yari omurleri 30 yil. Yani otuz yil sonra su anki radyasyon seviyelerenin yarisina iniyorlar. Fakat hali hazirda bu atiklardan cok fazla biriktiginden dogadan 600 ila 1000 yil uzak tutulmalari gerekiyor. Bir kuri(curie) standart radyoaktivite olcusu. Buna gore bir kuri stronsiyumu icme suyu safligina getirmek icin 10 milyar galon(1 galon yaklasik 4.5 litre) suya ihtiyac var. 2000 yilina kadar sadece Amerika'daki reaktorlerin 10 milyar kuri stronsiyum 90 biriktirmesi bekleniyor. Ne kadar su lazim siz hesaplayin.
Bunlarin insan uzerindeki etkileri soyle; plutonyum iceren bir toz zerresi bile parcasi akciger kanserine yol aciyor. Stronsiyum ise vucuda nufuz ettiginde veya yutuldugunda hucrelere yerlesiyor ve yillarca radyasyon yayarak kansere yol aciyor. Kan kanseri, sakat dogumlar ve burada siralayamayacagim onlarca hastaligin sebebi bu maddeler. Siz hic resmini gordunuz mu bilmiyorum ama radyoaktif etkiye maruz kalmis bir annenin cocugu bildigimiz sakatlara hic benzemiyor!
Santraller acisindan diger bir durum insan hatalari ile ilgili. Yetismis eleman eksikligi onemini koruyan bir sorun. Su anda bircok kisi nukleer santrallerin yeni teknolojilerle cok daha guvenli hale geldigini soyleseler de insanin olmadigi bir sistem su an icin soz konusu degil. Ve insan oldugu surece kaza riski de vardir. Gecenlerde Kanada'da kapanan santralin yoneticisi de ayni seyi soyluyor ve ekliyor; "Bizim sorunumuz insanlarla, makinelerle degil..."
Burada biraz da kazalardan bahsetmek lazim. Internet uzerinde ulasabildigim bazi turkce makaleler kazanin her yerde olabilecegini soyleyerek, hatta alay edercesine, nukleer enerji santrallerindeki kaza riskini gunluk hayattaki kazalarla karsilastirmislar. Ve olasi bir nukleer kazanin insan hayatindan sadece 18 dakika goturdugu gibi bir sonuca ulasmislar. Bu ortalama olum kaybi hesaplari bir yana, sonuclari acisindan, bir insanin basina gelecek kaza ile bir nukleer santral kazasi beraber degerlendirilebilir mi? Evdeki kaza riskiyle en kotu ihtimal o insan olur. Ama, ayni, hatta daha az risk tasisa bile, bir nukleer kazanin sonuclari onlarca nesil surecek etkiler yaratmaz mi?
Bazilari, bilinen tek santral kazasi olarak Cernobil, hatta bazilari da tek olumlu kaza olarak bu kazayi ornek gostermislerdi. Oysa, 1950'lerden itibaren kullanilmaya baslanan bu enerji bir cok kazayi da beraberinde getirmis. Ben ufak bir arastirma yaptim ve sadece 1975 ve 1990 arasinda "yuzlerce" kaza meydana geldigini gordum. Bunlar hem insan hatasindan kaynaklaniyor ve hem de diger sebepler. Olumlu kazalar da var. Cogunlukla ilk asamada ani olumlere santral calisanlari maruz kalmis. Iste birkac ornek; 1986, ABD/Virjinya eyaleti, Richmond, Surrey-2 Reaktoru, 4 olu, 2 yarali; 1987, Almanya/Gorlemeben, 1 olu, 5 yarali; 1983 Arjantin/Buenos Aires, 1 olu;1985, Rusya, Balakova-1 Reaktoru 14 olu; liste boylece uzayip gidiyor.
Bu kaza kronolojisi icinde en az Cernobil kadar onemli bir kaza 1979 yilinda ABD/Pensilvanya'daki "Three Mile Island" reaktorunde meydana geliyor. Bu kaza sonraki kazalarin bir habercisi. Kazayla birlikte ani olum olmasa bile kazaya bagli bircok kanser vakasi ve ardindan olumler gerceklesiyor. Ve kazaya maruz kalan reaktor yogun radyasyon yuzunden temizlenemiyor, hatta icine bile girilemiyor.
Bu kazalarin cogunda nukleer gaz veya sivilar veya kati atiklar depolarindan dogaya sizmis. Sizan bu atiklar ruzgar, su ve diger yollarla hizla yayiliyor. Burada onemli bir nokta santrallerin yeri ile ilgili. Daha once ABD 'deki santrallerin neredeyse turizm bolgeleriyle ic ice oldugu yazilmisti. Oysa her kazadan sonra yetkilileri sevindiren ise santrallerin yerlesim bolgelerine uzakligi. Her firsatta bunu soyluyorlar, "iyiki insanlardan uzak, yoksa..." Tabi insanin olmamasi orada canlilarin olmadigini gostermez. Kirlenen dogal yapi bir sekilde ve mutlaka insani da etkileyecektir.
Bir kaza senaryosuna gore 500 megawatt gucundeki bir santralde(Turkiye'de yapilmasi planlanan 600 megawatt gucunde) olusabilecek bir ciddi bir kaza en kisa zaman dilimi icerisinde 3400 kisinin olecegini ve 43.000 kisinin ise yaralanacagini gosteriyor. Maddi zarar ise 1995$ fiyatlari ile 38 milyar dolar.(Brookhave National Laboratory). Bunun canli ornegi ise Cernobil. Kazanin dogrudan ve dolayli actigi olumler 1991 itibariyle 300.000 kisi. Tabi buna bolge ulkeleri dahil degil. Bugun hala bolgede cocuklar sakat doguyor, akciger ve kan kanseri siradan olaylar haline gelmis. Tum dogal zincir radyasyonla zehirlenmis. Butunuyle hasta, tahrip olmus ortam.
Bunca olumsuz yani goz onunde bulunduruldugunda, ulkemizin malum sartlarini da dusunerek, boyle bir teknolojiye gozu kapali sarilmak, onu bir kurtarici gibi gormek, sonuclari cok vahim olabilecek bir davranis olur.
Hazir bunlari anlatmisken Turkiye'deki nukleer santral yapimina iliskin birseyler de soylemek istiyorum. Gecen haftalarda listemize "Neden Nukleer Enerji" baslikli bir yazi geldi. Herkes okudu mu bilmiyorum ama yaziyi su basliklar altinda toplamak mumkun:
-Turkiye'nin artan enerji ihtiyaci vardir, -Gunes enerjisi, jeotermal enerji, ruzgar enerjisi pahalidir, ihtiyaca cevap veremez. 2010 yilinda uretilen toplam enerjinin sadece 1.3'u bu kaynaklardan saglanabilir, -Uretilen enerjinin %17-18 kullanilmadan kaybolmaktadir, -Su anda dunyada uretilen elektrikenerjisinin %17'si nukleer santrallerden saglanmakta, -Akarsu potansiyellerinin ancak %65'i kullanilabilir, buda ihtiyacin %30'unu ancak karsilar, -Nukleer santral kacinilmazdir, gelismis ulkeler bu enerjiye agirlik vermekteler.
Benim bu yazilanlarla ilgili cekincelerim var. Her seyden once sunu kabul etmeliyiz ki her ulkenin kendine ozgu kosullari var. Yani "su ulkede var bizde niye yok" anlayisi cok yanlis. Turkiye'de bir enerji ihtiyaci artisi dogru olabilir. Ama bu ihtiyaci kapamanin tek veya ilk yolu nukleer santral midir? Bir bakalim; bu santralleri savunanlarin belittigi gibi biz urettigimiz enerjinin neredeyse beste birini kullanamiyoruz, kaybediyoruz bu miktari. Bu konuda hic kimse, hic birsey yapmiyor. Bir nukleer santral yapilacak olsa, orada uretilen enerjinin de bir kismi kullanilamayacak. Bu nasil bir mantik? Oysa bu kayiplari en aza indirmenin maliyeti bir nukleer santralden cok daha ucuz ve guvenli. Sonunda nukleer atik tehlikesi de yok!
Bir diger konu yenilenebilir enerji kaynaklari ile ilgili. Bugun Fransa elektrik enerjisinin cogunu nukleer santrallerden sagliyor. Bu dogru, ama ayni Fransa milyonlarca frank harcadigi elektrik ureten yel degirmenleriyle gurur duyuyor. Bizde ise bu konuda en ufak bir hareket yok. Gunes enerjisi de ayni durumda. Bir devlet politikasi yok alternatif enerji ile ilgili.
Burada daha onemli olan, 1950'lerden beri kullanilmalarina ragmen, neden toplam elektrik enerjisi uretiminin sadece %17'si bu santrallerden saglaniyor? Oyle ya, bu kadar temiz ve verimli enerjiden neden daha fazla yararlanilmiyor? (Su anda dunya uzerinde calisan 450'ye yakin reaktor var. Bir 40 tane daha insaat halinde. Ve bir reaktorun ortalama omru 30 yil.)
Bu arada bazilari, artik nukleer santralleri sadece az gelismisler kullaniyor, gelismisler bunlari terk etti, gibi yanlis fikirlere kapilmis. Herseyden once ilk kurulum, isletme ve atik yonetimi gibi tutari milyarlarca dolara varan bir teknolojiyi az gelismislerin kullanmasi o kadar kolay degil. Sanirim burada soylenmesi gereken, eski teknolojilerin bu devletlere satildigidir. Benzer sekilde Japonya ornek gosterilerek bu ulkenin nukleer santrallerine dikkat cekiliyor, ornek alinmasi oneriliyor. Oysa burada atlanan seyler var. Bir kere Japonya ile birlikte nukleer santrallerin cogunlukta oldugu ulkeler dunya ekonomisini yonlendiren, dev sanayilerinin oldugu ulkeler. Ayrica Japonya'nin nukleer enerjiden baska bir alternatifi var mi? Ayrica basta ABD, bu ulkeler nukleer santrali en son care olarak goruyorlar.(gecen gun okudugum bir haber ABD'de 1978'den beri nukleer santral yapilmadigini soyluyor, ne kadar dogru bilmiyorum. ABD'de hali hazirda yapimi suren 2 reaktor var)
Bugun, guvenlik onlemleri ve gittikce artan artan maliyetleri ile nukleer santraller gelismis bati ulkelerine bile yuk olmaktadirlar. Ornegin 1997 Agustos ayinda Kanada, bir dizi inceleme ve denetlemenin ardindan 19 reaktorunden 7'sini gecici, bir reaktorunu tamamen kapatti. Kapatilma sebebi, devam eden yonetim, donanim, techizat ve yurutme sorunlari ve bunun sonucunca olusan verimsiz calisma duzeyi. Acaba benzer bir rapor Turkiye icin hazirlansa, hukumetler milyarlarca dolar harcadigi santrali bir anda kapatabilecek midir? Burada aklima hemen, kameralarin karsisina gecip radyasyonlu cay icen, insanlari kandiran bakan geliyor!(Ayni siralarda Japonya Turkiye'den gelen findiklari ve Isvec'den gelen ren geyiklerini tasiyan gemileri, radyasyonlu olduklari gerekcesiyle ulkesine sokmama karari almisti.)
Son noktayi, konunun gecen haftalarda cokca tartisildigi sirada gelen bir mektupla koymak istiyorum. Enerji tuketimimizi nasil azaltabiliriz, diye soruyordu bu mektup. En cok tuketenin en ileri/gelismis gibi gosterildigi bugunku dunyada biraz da uzerinde durulmasi gereken konu bu olsa gerek diye dusunuyorum.
Saygilar,
Ali Turk
---