“KÜRT DEVLETİ
VE PKK-KADEK TERÖRÜNE DESTEK
IRAK’TAKİ KRİZİ TIRMANDIRIR!..”
Irak’ın yeniden yapılandırılmasına yönelik tartışmalar sürerken, Irak’ın kuzeyinde veya başka bir yerde “Kürt devleti” kurulmasına izin verilmesinin ve Irak’ın teröristlerden arındırılmamasının, hem Ortadoğu’daki istikrarı ve barışı yok edeceği, hem bölgede Kürt-Arap çatışmasına neden olacağı, hem de NATO’yu zayıf düşüreceğine dikkat çekiliyor.
“FrontPage Magazine” dergisinin 16 Nisan 2003 tarihli sayısında, ABD’nin Philadelphia Dış Politika Araştırma Enstitüsü’nün Terörizm ve Terörle Mücadele Merkezi Eşbaşkanı Michael Radu imzasıyla yayınlanan makalede, Irak’ın yeniden yapılandırılması bağlamında, PKK-KADEK terörüne karşı uluslararası mücadelenin önemi ve “Kürt devleti” oluşturulmasına yönelik girişimlere yönelik önemli tespit ve önerilere yer verildi;
Terörle Mücadele Merkezi Eşbaşkanı Michael Radu’ya kulak verelim;
“Artık Bağdat’da bir Baas rejimi yok...
Irak’ın kuzeyinde veya başka herhangi bir coğrafyada bir Kürt devleti oluşturmaya yönelik arzunun artmasına izin vermek, Ortadoğu’da istikrar sağlama şansını temelinden yıkar ve daha ötesinde, NATO’yu da zayıf düşürür.
Türkler, Araplar ve İranlılar, nasıl ve nerede olursa olsun bir Kürt devleti oluşturulmasına kesinlikle karşıdırlar. Bir Kürt devletine yönelik antipati, geçen haftalarda Şam, Ankara ve Tahran arasında üst düzey askeri ve siyasi toplantıları beraberinde getirdi...
Diğer taraftan, Batı Avrupa ve dünyanın başka köşelerinde birçok insan Kürt davasına yakınlık besliyor, Kürtlerin devletsiz bir etnik grup olduğuna dair iddialardan duygusal bakımdan etkileniyor. Bunun yanı sıra, Birinci Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında Winston Churchill ve ABD Başkanı Woodrow Wilson’un üstü kapalı verdiği sözlere rağmen, bir Kürt devleti kurmayı başaramadıkları hatırlatılıyor.
Bugün Churchill’in Muhafazakar Partili kendi torunu da, Kürtler hakkındaki bu romantik(!) bakışı paylaşıyor. (Amerikalıların çoğunun Kürtlerin kim olduğu veya onlarla ilgili ne yapılması gerektiği konusunda hiçbir fikri yok.) Kürtlerin çektiği acılar, iyi eğitimli ve temsil niteliğinden yoksun bir Kürt aydınlar sınıfı tarafından da teşvik edilen bu ilgi, Batı Avrupa Solu’nu kolayca yönlendirilebilir hale getirdi. Öyle ki, son yılların en acımasız terörist örgütlerinden biri olan, Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu bölgesinde ‘gerçek’ bir komünist devlet kurmayı, bölgesel bir ‘sosyalist’ isyanın ilk adımı olarak gören Stalinist PKK’ya (yeni adı KADEK) bile, gönüllü destek verdiler.
Terör örgütü PKK’nın (KADEK) Türkiye’ye yönelik silahlı eylemleri sonucunda, çoğunu Kürt sivillerin oluşturduğu (örgüte destek vermeyen Kürt aşiretler ve aşiret liderleri, öğretmenler, polisler, din adamları, bürokratlar, kamu görevlileri PKK’nın favori hedefleriydi) yaklaşık 30 bin Türk vatandaşı hayatını kaybetti.
Kürtlerin, devlet özlemlerini reddetmek ‘antidemokratik’ ve ‘adaletsiz’ bir tutum mu?
Her şeye rağmen, Mesud Barzani liderliğindeki KDP ile Celal Talabani liderliğindeki KYB’ye bağlı düzensiz güçlerin, bugün ABD komutası altına girmeyi kabul ederek, Irak’ta koalisyon güçlerinin müttefikleri olduğu söylenebilir. Karşılığında, mantıken bir Kürt devleti beklentisine giremezler mi?
Hiç de değil. Bu hiç mantıklı olmaz. Kürt ‘ulusal duyguları’, büyük ölçüde Batı Avrupa ve kısmen ABD’de faaliyet gösteren zayıf entelektüel seçkinlerin sanal bir yaratımı. Kürtler birçok bakımdan öyle bölünmüştür ki, günümüzdeki veya gelecekteki ‘Kürdistan’(!) hakkında anlamlı ve ciddi bir şey söylemeleri mümkün değil.
Esas olarak İran Farsçasına dayanan Kürt dilleri, Türkçe ve Arapça ile temel ayrımlar gösterirken, kendi içlerinde de birbirlerini anlamayacak kadar büyük farklılıklar taşır. Daha da ötesinde, İran, Türkiye, Irak veya başka nerede olursa olsun, bir Kürt’ün temel bağlılığı, Paris veya Londra’daki Fransızca veya İngilizce konuşan Kürt göçmenlerin iddia ettiği gibi, ‘Kürt ulusuna’ yönelik değildir. Bir Kürt, önce ailesine, sonra aşiretine, en sonra da kabilesine bağlılık duyar.
Bu gerçekler, Saddam ile savaştaki ‘sağlam’(!) müttefiklerimizin (son 10 yılda Barzani’nin Saddam’la, Talabani’nin de Tahran’daki ayetullahlarla içtikleri suyun ayrı gitmediği hatırlanmalıdır), neden birbirleriyle savaştığını açıklamaktadır. Bu aynı zamanda, 10 yıldır ABD ve Britanya uçaklarının Irak’ın kuzeyindeki uçuşa yasak bölge uygulaması sayesinde fiilen yaşanan özerklik ve ekonomik gelişmeye rağmen, bölgede neden hala iki Kürt yönetiminin olduğunun da (biri KDP, diğeri KYB) açıklaması.
Komşu Türkiye için daha da can sıkıcı olan, Kuzey Irak’ta silahlı 7 bin PKK’lı teröristin bulunması. KDP ve KYB’nin en azından arada bir hoşgörüyle yaklaştıkları PKK’lı teröristler, liderleri Abdullah Öcalan’ın yakalandığı ve örgütün nihai bir yenilgiye uğratıldığı 1999’dan sonra, Irak’ın kuzeyinde toparlandılar. PKK kalıntıları teröristler zengin ve giderek daha iyi silahlanıyorlar. Çünkü PKK, büyük ölçüde Batı Avrupa’daki yasadışı işlerden ve toplanan haraçlardan büyük paralar kazanıyor.
PKK’lı teröristlerin silahlanma olgusunun tek açıklaması, Iraklı Kürtlerin (KDP, KYB) PKK’nın güçlü olduğu şehirlere silah kaçırmasına göz yumması olabilir. Dolayısıyla Türkiye’nin, genelde Kürtler, özelde de PKK ile ilgili sık sık paranoyalar yaşaması nedensiz değildir...
ABD’nin resmi tavrı, Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması yönünde. ABD’li yetkililer, Türkiye, İran, Suriye ve geri kalan muhataplarına, Irak’ta bağımsız veya özerk bir Kürdistan devleti olmayacağını belirtiyorlar. Süleymaniye ve Erbil’deki İngilizce konuşan Kürt siyasetçilere kulak verildiğinde de, ‘Biz sadece federal bir Irak istiyoruz’ tarzında benzer bir söylem duyuluyor.
Gayet güzel, fakat ‘federal’ kelimesi, Ankara veya Şam veya Tahran veya Bağdat için farklı bir anlam taşıyor. Ortadoğu’da ‘federal’ kavramı, ABD’nin Havai, Tenessee ve Kaliforniya’daki Latin bölgelerinde anladığımız, ‘farklı, ama Amerika’ya eşit ölçüde bağlı, aynı bayrak altında yaşayan vatandaşlar’ düsturuyla aynı şey değil. ‘Federalizm’, Irak’ın toprak bütünlüğünü tehdit eden bir Kürt devletine yönelik bir durak olacak.
Şu açıkça anlaşılmalı: ister özerk olsun, isterse Kürtlerin Kuzey Irak’ı (Kerkük petrol yatakları da dahil) kontrol edeceği ‘federal’ bir Irak biçiminde olsun, ABD’nin, bağımsız bir Kürdistan’a vereceği herhangi gizli veya açık destek, Türkleri, Farsları ve Arapları Kürtlere karşı birleştirir.
Terörist Abdullah Öcalan’ın yakalanmasından beri lidersiz olan PKK’nın Kuzey Irak’taki mevzileri sorununa gelince; bu terörist örgütün 1980’lerden bu yana ABD Dışişleri Bakanlığı’nın terör listesinde yer aldığı ve Avrupa Birliği’nin de 11 Eylül’den sonra ABD’nin aynısını yaparak PKK’yı terör örgütleri listesine aldığı unutulmamalıdır. Bu kapsamda, terörist örgüt PKK (KADEK) ortadan kaldırılmalıdır. Kuzey Irak’taki ABD güçleri bu işi tek başlarına yapamaz. Bunun için uluslararası işbirliği yapılmalıdır. Gerek Türkiye, gerekse Iraklı Kürtler terör meselesine karşı biran önce harekete geçmelidir.
Öte yandan, Saddam’ın etnik temizliğine maruz kalan Kürt unsurlar, Arap yerleşimcileri evlerinden çıkararak, Musul ve Kerkük’e çoktan dönmeye başladı. Bu süreçte önemli sayıdaki Türkmen azınlığın kendisini korumasız hissetmesi de, Türkiye’nin uzun süre tahammül edemeyeceği bir durumdur...
Bütün bunlar göz önüne alındığında, koalisyon güçleri, komşu ülkelerin, PKK terörizmine ve bağımsızlık talebinde bulunan Kürtlere yönelik hassasiyetleri göz önünde bulundurarak, bütün bir bölgeyi tahrip edecek risklere girmek yerine, Kürtlerin Irak denilen ülkede daha özgür yaşamalarının önünü açmalıdır.”